
1960'lardan 2026’ya değişmeyen meselemiz: Fikir hürriyeti. Çetin Altan’ın Meclis kürsüsünden haykırdığı "demokrasi" tanımından, Erol Güngör’ün "hiçbir sınırlamaya taraftar değilim" duruşuna kadar; Türkiye’nin düşünce iklimindeki kırılma noktalarını inceliyoruz.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 02 Şubat 2026 Pazartesi - 10:49 | GDH Haber
Dünya, soğuk savaş döneminin sonrasındaki dengeyi terk ederek yeni bir denge ararken, dünyaya ve insana bakışımızı etkileyen paradigmaların değişme sancısının yaşandığı bir döneme bulunuyoruz...Her ülke, milletlerarası ilişkilerinde ve milli bünyesinde bu paradigma dönüşümünün imkan ve zorluklarıyla karşı karşıya...Türkiye, gecikerek intibak etmeye çalıştığı bu süreçte, yol almaya devam ediyor. Ancak bu paradigma değişikliğinin hazmedilmesi gerçekten kolay değil; nitekim sivil, asker ve yargı bürokrasisi, CHP başta olmak üzere muhalefet partileri ve bilhassa basın yayın organları bu paradigma değişikliğine ne ölçüde intibak ettiler? Bilemiyoruz… Bunu bir ölçüde normal karşılamak gerek, benzeri tartışmalar daha demokratik ve kaliteli bir şekilde Avrupa ülkelerinde de yaşanıyor, yaşanacak…Türkiye’nin bu arayışı, fikir hürriyeti içinde bir derinlik ve olgunlukla devam ettirmesi lazım…Aksi halde tarihimizde fikir hürriyetinin olmadığı sert çatışma dönemlerinin tahribatını yeniden yaşayabiliriz… Bugün 1960’lardaki sert tartışma ve ithamları hatırlayalım…
1960’ların siyasi hayattaki en mühim yeniliklerinde biri, sosyalizmin, siyasette ve TBMM’de yerini almış olmasıdır. Bu yenilik, bir imkanlarla beraber zorlukları da beraberinde getirmekteydi. Ancak ne yazık ki, bütün taraflar imkanları kullanamayarak zorluklarda boğulmuşlardır. Bu dönemin hikayesini, dönemin Türkiye İşçi Partisinde milletvekili olarak bulunan Çetin Altan’ın Ben Milletvekili İken isimli hatıra kitabından faydalanarak anlatalım.
Demokrasi, Fikir Hürriyeti Demektir...
“Bir demokrasi her türlü fikrin birbirini itham etmeden tartışıldığı yer demektir. Yoksa bu korkunç faşizm havası içinde, tutup da yasaklanmış bir duvar arkasına en makul ve Anayasa düzeni içindeki fikirleri sıkıştırmaya kalkarak, o fikri susturma çabası göstermek ve demokrasi ile telif edilebilir ve ne de fukara memleketin kalkınması ile. Gelişiz şuraya fikrimizi söylüyoruz.”
Altan, temel mesele olarak, fikir hürriyetinin sağlanmasını görüyor. Türkiye, ne yazık ki, hala farklı fikirlerin serbestçe ifade edilebildiği bir ülkeye dönüşemedi...
Yasaklamakla Olmaz!
“Neden sadece kelepçe şıkırtısı? Neden sadece halkın bu konulardaki bilgisiz bırakılmasından demogojiyle yaralanmak isteme?..Halk bilmiyor ki Marks’ın ne yazdığını? Öğrenmesin diye yasaklamışsınız kitapları. Önce Marks’ın ne dediği halka öğretilir, sonra tenkidini de isterseniz yaparsınız Demokrasi buna derler. Ama kitapları yasaklayarak, halkı bilgisiz bırakarak, bu hususlarda memleketin menfaatine en iyi olması gereken fikirleri söyleyen insanları buralardan jurnal etmek, ne demokrasiye sığar ne de memleket sevgisine sığar arkadaşlarım.
Demokraside Ağır İthamlar Olmaz!
“Faşist İspanya’da, faşist Portekiz’de, bir de şarkın ezilen, sömürülen bölgelerinde, memleketi kurtarmak isteyenlere Batı kapitalistleri tarafından komünist damgası vurulmaktadır. Biz bu oyunu Türkiye’nin gelmesini istemeyiz. Sizler de bunu istemezsiniz. Bir tek ileri memleket gösteremezsiniz ki orada fikrini söyleyen insanlara komünist damgasını vurarak polis çağırılsın ve bir parti Türk kamuoyu önünde komünistlikle itham edilsin. Bu demokrasiye sığmaz. Demokrasiyi yerine oturtmak zorundayız. Kapitalist fikir karşısında sosyalist fikir de konuşacaktır. Ve iki taraf birbirine ağır ithamlarda bulunmayacaktır. Demokrasi budur.”
Çetin Altan, bu ithamlarla bilhassa sosyalistleri Moskova’nın ajanı olmakla suçlayanları kastediyor ve haklı olarak bundan şikayet ediyor... Ancak Çetin Altan ve diğer sosyalistler de, bu bakımdan hasımlarından geri kalmıyorlar... Onlar da, farklı bir fikri, kapitalizmi savunanları Amerikan ajanı, yabancı sermayenin ajanı olmakla suçluyorlar...Aslında her iki tarafın ithamları da haksız, yani ne sosyalistler Sovyetlerin, ne kapitalistler Amerikanın ajanı...Aradan 40 yıl geçtikten sonra, yeniden aynı kavgalara savrulacağımızı zannetmiyoruz ama artık vakit kaybetmeye de hiç tahammülümüz yok...Sivil toplum kuruluşları ve aydınların bu gerginlik politikasını boşa çıkarak inisiyatifler geliştirerek, yaşadığımız tarihten ders alındığını göstermelerini bekliyoruz…
Yabancı Sermayenin Yararları
Çetin Altan, kendisini itham eden Aydın Yalçın’ı eleştirerek, demokrasinin ithamla yürümeyeceğini söylüyor. Peki kendi ne yapıyor? Bu dönemde TİP’ine Çetin Altan’ın özgürlükçülüğü maalesef sadece kendileri için geçerlidir. TİP 27 Mayıs darbesinin eleştirilmesini yasaklayan kanunun kaldırılmasını Anayasa Mahkemesine giderek iptal ettirecek kadar özgürlükçüdür(!) Çetin Altan da Aydın Yalçın’ı aşağıdaki sözlerinden dolayı yabancı sermayenin ve emperyalizmin adamı olmakla itham etmekten geri durmuyordu:
“Yabancı sermaye Türkiye’de yapılmayan, Türkiye’de Türk vatandaşlarının güçleri yetmeyen, bildikleri alanlarda birtakım tesisleri bu memleketin topraklarına getirmişse, kar transfer etmiş olsa dahi, bundan bütün memleket faydalanır. Çünkü bundan elektrik satın alır. Çünkü bundan iptidai madde satın alır. Çünkü bu sermaye memlekette işçiye ücretini öder. Çalışacak insanlara çalışma zemini açar. Yabancı sermaye şirketleri tarafından kurulmuş olan işletmeler memlekette büyük nispette kar ettikleri nispette dahi devletin masraflarına katılacak şekilde vergi verir ve nihayet yabancı sermaye bu memleketlerde müteşebbislerin bilmedikleri alanlarda yeni usulleri memlekete getirmek suretiyle memleketin genel teknolojik seviyesinin yükselmesine yardım eder. Ve nihayet yabancı sermaye ihtiyacımızı arttırmak, ithalatımızdan tasarruf yapmak imkanını temin eder.”
Görüldüğü gibi TİP ve Çetin Altan da en çok oyu alan Adalet Partisi’nin siyasi fikirlerini vatan hainliği veya emperyalizm olarak görüyor ve aslında biraz da 27 Mayıs darbesi sonrasında siyasi sistemi denetleyen bürokratik zinde güçlere ihbar ediyor… Siyasi tarih anlatılırken nedense TİP ve Çetin Altan’ın bu performansından bahsedilmez… Bugün artık bu tarafgirlikleri aşacak ve fikir hürriyetini esas alacak bir yerde durabiliriz. Aksi halde yeni dünyayı anlayacak tartışmaları bir kez daha kaçırabiliriz.
Prof Dr Erol Güngör’ün fikir hürriyetini bir bütün olarak savunan sözlerini bu kez bir ortak payda olarak kabul edebiliriz:
“Fikir hürriyeti konusunda hiçbir sınırlamaya taraftar değilim… Fikir daima serbestlik, esneklik ve açıklık ister! Partizanlığın olduğu yerde fikir olmaz… Düşünce daima gelişmeye açık tutulmalıdır…”
Devamını Oku
02 Şubat 2026 Pazartesi - 10:51
Devamını Oku
02 Şubat 2026 Pazartesi - 08:58
Devamını Oku
30 Ocak 2026 Cuma - 08:24