
İbrahim Kalın’ın kaleminden 99. yıl manifestosu: "Terörsüz Türkiye" bir hayal değil, stratejik bir inşa süreci. MİT'in operasyonel gücü ile entelektüel aklı nasıl birleşti?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 07 Ocak 2026 Çarşamba - 08:56 | GDH Haber
MİT Başkanı İbrahim Kalın MİT’in 99. Kuruluş yıldönümü sebebiyle AA için bir yazı kaleme aldı. MİT gibi kuruluşlar adına bu gibi özel günlerde yahut özel bir takım tören veya olaylar üzerine yapılan açıklamaların üzerinde ciddiyetle durulmalıdır. Çünkü istihbarat kurumlarının ne düşündüğünü ancak bu açıklamalarla açık bir şekilde görmek mümkündür. Bunun dışında kamuoyunun bazen gazetecilere verilen bilgilendirmeler üzerinden kimi gayrı resmi açıklamalar üzerinde istihbaratın değerlendirmelerini anlamak ve tartışma imkanı olabiliyor. Bu imkan, hele MİT’in sivilleşmediği vesayet döneminde çok daha zordu.
AK Parti döneminde 1992 yılında başlayan MİT’teki değişimi sivilleşme, kapasitesinin geliştirilmesi, yetkilerinin artırılması, seçilmiş otoritenin emrinde ve demokratik izleme altında bir kuruma dönüştürülmesi büyük bir tarihi başarıdır. Bu başarının genel demokratikleşme, güvenlik reformu mimarisi içinde yerleştiği yer ve güvenlik kurumlarını uyumu çerçevesindeki çarpan etkisi de ayrıca kaydedilmelidir. MİT bugün itibarıyla artık stratejik istihbarat hedefine yönelmiş misyonuyla dikkat çekiyor. Bu bağlamda MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın 99. Yıl mesajlarını anlayabilmek için MİT’teki değişim tarihini hatırlamak yerinde olacaktır.
Eski MİT Müsteşarı Emre Taner, MİT’in sekseninci kuruluş yıldönümü dolayısıyla alışık olmadığımız bir açıklama yapmıştı. Taner açıklamada, MİT’te yürütülen reform çalışmalarının 2007’de tamamlanacağını ifade ederken, bu reforma yön veren temel çerçeveyi resmetmeye çalışıyordu… (Daha geniş bir değerlendirme için bkz https://gdh.digital/yazarlar/murat-yilmaz/2007de-mit-mustesari-emre-tanerin-80yil-aciklamasini-bir-kere-daha-okuyalim-mi-666tbmkfsz)
Soğuk savaş dönemine, günümüze ve geleceğe ilişkin teknolojik değişimin tetiklediği ve hayatın bütün alanlarına sirayet edecek değişim paradigmasının algılanmasında yaşanan problemlerin altı çiziliyordu. Bu algılama eksikliğinin statükoculuktan kaynaklandığını, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkaslardan Orta Asya’ya kadar uzanan hinterlandında, sınır değişikliklerine kadar varacak belirsizlikler olduğunu vurgulayan Taner, bekle-gör politikasının terk edilerek pro-aktif bir politikaya geçilmesinin gerekliliğine işaret ediyordu. Teknolojik gelişmeler, küreselleşme ve bölgesel belirsizlikler yüzünden ulus devletlerin tehlike altında olduğunu, hatta bazı ulus devletlerin varlıklarını devam ettiremeyeceğini söyleyen Taner, Türkiye’nin istikrarsızlık ortamında güçlü ekonomi, kusursuz dış politika ve caydırıcı askeri yapılanma ile reforme edilmiş aktif bir istihbarat teşkilatına ihtiyaç duyduğunu kaydediyordu…
MİT, esasen 1992’den beri askeri vesayetten kurtularak kendi kurumsal kimliğini inşa etmeye çalıştığı Büyükelçi Köksal Sönmez, MİT kökenli Şenkal Atasagun ve yine MİT kökenli müsteşar Emre Taner’in gayretleri ve hükümetlerin talimatlarıyla sivilleşmeye ve yeniden yapılanmaya çalışıyordu. Bunda soğuk savaş döneminden sonra, istihbarat kuruluşlarındaki reform çalışmalarının yanı sıra, dünyada Taner’in 80. yıl açıklamasında yer aldığı üzere her alanda yaşanan büyük değişim ve Türkiye’nin bu değişime intibak etme arzusu da rol oynadı. Bu arada, soğuk savaş döneminin ve Güneydoğu Anadolu’da yaşanan düşük yoğunluklu çatışmanın bütün güvenlik kurumlarında yarattığı yozlaşma ve yıpranma karşısında kamuoyundaki imajını düzeltme mecburiyeti de MİT’deki reform arzusunu besledi. Bu çerçevede MİT’te demokrasiye ve siyasi kültürümüze büyük zararlar veren asker müsteşar atama ve askeri personel ağırlıklı yapılanmadan, özellikle asker kökenli son müsteşar olan Teoman Koman’dan sonra vazgeçildi. Müsteşar ve kadro düzeyinde yaşanan değişmenin, profesyonelleşme ve zihniyet düzeyinde de etkili olmaya başladığı MİT’in kimi faaliyetlerinde daha net bir şekilde fark edilmeye başlanmıştı. Köksal Sönmez’le başlayıp, Atasagun ve Taner’le devam eden kamuoyuna açılma, basın müşavirliğinin kurulması, MİT’in tarihinin yazdırılması ve internet sitesi açılması bu cümleden sayılabilir. MİT Müsteşarı Taner’in 80. yıl açıklamasını da bu çerçevede değerlendirmek lazım.
Taner’in beyanatındaki entelektüel doz, net bir istikamet göstermese de birçok kişiyi etkiledi. Bu metin, özellikle o dönem komuta kademesinin konuşmalarıyla ister istemez mukayese edildiğinden, seviye itibarıyla onların fevkalade fevkinde olduğundan takdir toplamıştı. Komuta heyetinin o dönem konuşmalarından sadece demokrasi adına değil, kendi meslekleri bakımından da kaygı duyulmasına yol açan performansıyla karşılaştırıldığında, MİT’in onlara nispetle kendini daha iyi yenilediği anlaşılıyordu. Esasen demokratik memleketlerin yanı sıra bir çok totaliter rejimde de, istihbarat kuruluşlarının diğer kurumlara nispetle daha entelektüel bir düzey tutturduğu görülebiliyor. Lakin bu düzey, rejimin koordinatları çerçevesinde bir anlam kazanabiliyor. Dolayısıyla böyle bir entelektüel perspektife sahip olmak, ülkenin güvenlik hizmetlerinin iyi yönetildiği anlamına gelmediği gibi diktatörlüğü de ortadan kaldırmıyor. Gestapo ve KGB’nin entelektüel seviyelerinin son tahlilde güvenliği de ülkenin bütünlüğünü de sağlayamaması gibi... İşte AK Parti hükümetlerinin ve Erdoğan’ın katkısı bu noktada devreye girdi. MİT’teki değişim Hakan Fidan ile beraber kadroda sivilleşmenin çok ötesinde bir paradigma, kurumsal kapasite, mevzuat, operasyonel kabiliyet ve misyon değişimine yönelecekti…
Devamını Oku
06 Ocak 2026 Salı - 12:25
Devamını Oku
05 Ocak 2026 Pazartesi - 10:53
Devamını Oku
03 Ocak 2026 Cumartesi - 11:43