
Dünya orman kanunlarına dönerken, Türkiye’nin en büyük gücü demokratik reform tarihidir. Adnan Menderes’in "liberal demokrasi" ve "sistem odaklı devlet" vizyonu, bugünün jeopolitik fırtınasında en güvenli limanımızdır.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 06 Ocak 2026 Salı - 12:25 | GDH Haber
Menderes’in vizyonu, bugünün jeopolitik fırtınasında en güvenli limanımızdır
ABD’nin Venezuela’ya askeri müdahalesi ve Devlet Başkanı Maduro’yu kaçırması meselesini tartıştığımız için, Pazar günü tarih bahsine girememiştik. Bugün tarihe dönelim ve başka birçok ülkeden ayıran demokratik tecrübesini hatırlayalım. Hatırlayalım, çünkü dünyadaki jeopolitik ve ideolojik deprem birçok ülkenin ve siyasetçinin dengesini bozuyor…Türkiye’nin bu türbülanstan uzak durması için tecrübelerini hatırlaması lazım. Türkiye 19.yüzyıldan itibaren anayasal devlet olmak için birçok reform ve mücadeleyle devleti ve siyasi kültürü değiştirmiştir. CHP’nin uzun tek parti döneminde bu demokratikleşme tecrübesine ve siyasi kültüre verdiği zararlara rağmen çok partili hayata dönmeyi başarabilmesi, bu tarihe ve aynı zamanda demokrasi mücadelesi veren Adnan Menderes gibi ne yaptığını bilen nitelikli siyasi elitler sayesinde mümkün olabilmiştir. 27 Mayıs darbesine ve daha sonra Türkiye’yi BAAS türü bir tek parti diktatörlüğüne dönüştürmek isteyen darbecilere rağmen, Türkiye demokratik sistemi koruyabildiyse bu tarihi tecrübenin ve Menderes’in ortaya koyduğu bu siyasi söylemin tayin edici rolünü unutmamak lazımdır. Menderes’in konuşmalarının otoriter bir tek parti ve demokratik rejimle bağdaşmayan bir resmi ideolojinin hakim olduğu siyasi şartlarda yapıldığı hatırlandığında kıymeti daha da artmaktadır.
Bütçenin Denetlenmesi
Adnan Menderes demokrasinin temelindeki bütçe, vergi, vergi verenlerin temsili ve vergilerin harcanmasının denetimini ortaya koyarak liberal demokrasinin mantığını ortaya koymuştur. Menderes’in devlet-bürokrasi karşıtı sözlerinde çok önemli bir liberal motif, 1948 Bütçesi görüşmelerindeki kapsamlı eleştirilerinde kendini gösterir:
“Vergi olarak toplanan paraların herhangi hizmet ve ihtiyaçlara ayrıldığını bir bakışta görebilmek ve hükümet ve bürokrasinin güttüğü politikayı bütçe denen belgede kolayca takip edebilmek…
… öteden beri alışılmış itiyatların bir sonucu olarak bütçede görülen her bir kısmın mutlaka bir zaruretin ifadesi ve bir hükme dayanır olduğu zihniyeti…
… şuna buna yardım ve ihsanlarda bulunabilmek, yeni yeni kadrolar ihdası ile iktidar ve yetki sahalarını genişletmek eğilimleri…”
Bütçenin kontrolü hakkı, Meclis’in ve dolayısıyla demokrasinin başlangıç noktası olduğundan fevkalade önemlidir. Menderes bu hususu şöyle vurguluyor:
“Millet Meclisinin doğuşu, bütçe murakabesine sıkı sıkıya bağlıdır. Milletten alınan paraların, millet adına murakabesi esastır.”
Ordu Harcamaları Kısılmalı
Menderes bu çerçevede savunma ve asayiş harcamalarının da kısıtlanması gerektiğine işaret ediyor. Bu konuşmanın savunma harcamalarını denetlenemediği ve ordunun dokunulmazlığının bulunduğu bir dönemde söylenebilmesinin önemini tekrar vurgulamak isterim. Nitekim Demokrat Parti iktidarında bu alanda birçok reform hayata geçecek ve ordunun demokratik denetiminde tarihi adımlar atılacaktır.
21 Mart 1947’de Kütahya’da “Ziraat Vekâletine ayrılan tahsisatın… gizli polis ve emniyet teşkilâtının tahsisatına ancak tekabül eden miktarda…” oluşunu eleştirirken 2 Mayıs 1949’da Muğla’da “Millî savunma masrafları millî takati sarsmakta ise, behemahal tasarruf yapılmalıdır” diyecektir.
Kredinin Önemi
Türkiye yabancı sermaye ve akıllıca borçlanma konularında maalesef hala korkularını aşabilmiş değil. Menderes, 21 Nisan 1954’te Trabzon’da yabancı sermayeye ilişkin şu konuşmayı yapacaktır:
“Onlar hâlâ, ninelerimizin ‘İşten artmaz, dişten artar’ düsturunu gütmektedirler. Halbuki dişten biraz artar, asıl artış işten olur. Süratli geliştirmek ve kalkındırmak kredinin mucizevî vasfıdır. Bugünkü medeniyet, kredi üzerine kurulmuştur, kredi medeniyetidir.”
Din ve Laiklik
CHP’nin tek parti dönemindeki büyük hatalarında biri laikliğin din ve vicdan hürriyetine karşı kullanılmasıdır. Menderes ve Demokrat Parti bu hataların ortadan kalkması ve laikliğin; din ve vicdan hürriyetini sağlayacak şekilde tanımlanması için büyük bir mücadele verecektir.
13 Haziran 1950’de “Millete mal olmamış, milletin vicdanına bir değirmen taşı ağırlığı ile çökmüş olan bazı tedbirleri ortadan kaldıracağız.” diyen Menderes, İzmir DP il kongresindeki konuşmasında, “Türkiye bir Müslüman devletidir ve Müslüman kalacaktır. Müslümanlığın bütün icapları yerine getirilecektir.” diyecektir.
7 Ocak 1956’da Konya konuşmasında şöyle demiştir: “En ileri milletlerin dahi din ile siyaseti ve dünya işlerini birbirinden ayırdıktan sonra ne derecelere kadar dinlerine bağlı kaldıklarını elbette biliyoruz.”
Keramet Kişide Değil Sistemde
28 Mayıs 1950’de hükümet programını sunmadan önce DP grubunda yaptığı konuşmada kuvvetler birliği esasından ayrılacaklarını ve sistem değişikliğine gideceklerini söylüyor. Menderes’in Türkiye’nin kişilerden ziyade sistem ve kurumlara dayanması bahsindeki tesbiti, Türkiye’nin temel meselelerinden biri olarak hala kıymetlidir.
“Hükümet ve Devleti teşkil ederken tek meclisten başka selâhiyetli heyetler kullanmamış olduğumuz içindir ki tek meclisi eline geçiren tek şahıslar o meclis vasıtasıyla bütün memlekete hakim olmanın imkân ve yollarını bulmuşlardır. Bu itibarla kendimize de itimat etmeyerek, kerameti kuracağımız sistemde aramak mevkiinde insanlar olmalıyız."
Menderes'in ve Demokrat Parti'nin en büyük hatası bunu gerçekleştirememesidir.
20 Haziran 1950’deki bir konuşmasında da oldukça geniş bir demokratik çerçeve çiziyor… Türkiye bu bakımdan hem siyasi partilerde hem de parlamentoda demokratik süreci ve demokratik sabrı aradan geçen zaman zarfında öğrenmiştir:
“Demokrasi, mütemadî ve mütevalî müzakere ve münakaşa usülüdür, reyler usulüdür.”
Parti İçi Muhalefet
Çok partili hayatın temeli sadece birden çok partinin var olması değil, partilerin de kendi içinde çoğulcu ve tartışmaya açık kimlikleridir. Menderes milletvekillerinin ve parti içi muhalefeti önemini vurguluyor:
"Muhalefet, murakabe deyince bunu mintarafillah kendisine mevzu ve kendisine münhasır bir imtiyaz ve salahiyetinin bütün milletvekillerinde mevcut olduğunu ve ayrıca murakabenin Büyük Millet Meclisinin şahsiyeti maneviyesinde mündemiç bulunduğu hakikatini bir türlü hatıra getirmemektedir"
Yargı ve Yargıç Bağımsızlığı
Menderes'in çok erken dönemde yargı vesayetine karşı yasamanın, yani, TBMM’nin murakabe rolünü vurgulaması çok önemlidir. Bu konu hala tartışılıyor ama Türkiye eğer demokrasi ile yönetilen bir ülke olacaksa yargının demokratik denetimini sağlayacak bir formül üretmesi kaçınılmazdır. Demokratik denetimin dışındaki bir yargı, vesayet ve yozlaşma üretir.
Bakın Menderes ne diyor?
“Bütün kuvvetleri parlamento temsil eder. Yürütme yetkisini nasıl hükümete veriyor ve onu murakabe ediyorsa, kaza yetkisini de adliyeye veriyor ve onu murakabe ediyor. Adalet cihazına bir çeşit muhtariyet demek olan dokunulmazlık tanımak, kaza hakkını milletten koparıp almak demektir. Batıda hükümetler, milletin değil burjuva sınıfının hükümetleri olduğu için, karşılarındaki işçi sınıfına teminat vermek maksadıyla, kendi elinde tuttuğu kaza hakkını, her bakımdan müstakil bir adalet cihazına bırakmıştır. Bu, bir sınıfın başka bir sınıfa vermek zorunda kaldığı bir tavizdir...Bizim hiçbir zaman böyle bir mecburiyetimiz yok. ‘Kadını erkek, erkeği kadın yapmaktan başka her şeye muktedir Parlamento’ sınıflı İngiltere toplumunda değil, daha sınıflara bölünmemiş, iç sanayi sömürüsü belâsına uğramamış Türk toplumunda kurulur ve işler.”
Türkiye bugün jeopolitik ve ideolojik bir deprem yaşayan dünyada radikal ve marjinal seçeneklere savrulmamak için, bu tarihi tecrübelerini, siyasi liderlerini ve dünyadaki gelişmeleri çok iyi takip etmek zorundadır.
Menderes reform tarihimizi, Milli Mücadeleyi, Serbest Fırka tecrübesini, tek partinin açmazlarını, demokrasinin mahiyetini ve dünyanın nereye gittiğini çok iyi gören siyasi liderlerden biridir. Elbette eksik ve hataları da vardır ancak yukarıda bazı örneklerini verdiğimiz konuşmalarıyla Menderes demokrasinin ve piyasa ekonomisi mantığının Türkiye’deki tek parti döneminin otoriter ve müdahaleci tarihi ve ideolojik tahribatının aşılmasını mümkün kılacak bir siyasi söylemi inşa etmiştir. Türk sağının bugün de Türkiye’ye yol gösteren paradigması bu söylem etrafında teşekkül etmiştir. Türkiye bugün bütün tarihinden, bütün siyasi görüş ve taraflarından istifade ederek ortak aklın ürünü bir devlet aklı, demokratik bir sistem, işleyen bir piyasa ekonomisi, güçlü bir devlet kapasitesi, milli bir savunma sanayi, dünyanın ve Türkiye’nin ihtiyaçlarını gözeten dengeli bir reform programına ihtiyaç duymaktadır. Dünyadaki jeopolitik ve ideolojik deprem Türkiye gibi ülkelerin hata yapmasına izin vermeyecek bir risk ortamı oluşturmuştur. 19. Yüzyıldaki büyük reformları hazırlayan devlet adamlarından Ahmet Cevdet Paşa’nın şu sözleri bugün sadece diplomatlara değil; siyasetçi, bürokrat, asker, istihbaratçı, akademisyen, gazeteci ve işadamlarına da hitap etmektedir:
“Tarih bilmeyen diplomat, pusuladan anlamayan kaptana benzer; her ikisinin de karaya oturmak tehlikesi vardır.”
Devamını Oku
07 Ocak 2026 Çarşamba - 08:56
Devamını Oku
05 Ocak 2026 Pazartesi - 10:53
Devamını Oku
03 Ocak 2026 Cumartesi - 11:43