
Suriye ordusunun zorlayıcı harekatı karşısında sıkışan SDG’de "Kandil unsurları" tasfiye korkusuyla direniyor. Peki, halkın değil örgütün çıkarlarını önceleyen "özyönetim" inadı, Suriye’de topyekün bir yıkımı mı getirecek?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 20 Ocak 2026 Salı - 08:24 | GDH Haber
Suriye yönetimi SDG’nin 10 Mart mutabakatına uyması için başlattığı zorlayıcı operasyona 18 Ocak’ta SDG’nin şartları kabul etmesiyle bir günlük ara veridi. Ancak SDG adına Abdi Şahin 19 Ocak’ta anlaşamaya imza attı ama Arappınarı (Aynelarap/Kobani), Kamışlı ve Haseke’yi Suriye Devleti kurumlarına devretmeyi kabul etmedi. Kabul etmedi çünkü PYD/ YPG içindeki Kandil unsurları Arappınarı (Aynelarap/ Kobani), Kamışlı ve Haseke’deki özyönetimden vazgeçemiyor. Bu noktada Suriye kökenli YPGlilerle Kandil’den gelen PKK’lılar arasında bir farklılaşma olduğu görülüyor. Bu anlaşılabilir çünkü anlaşmanın 12. Maddesi Kandil’den gelenlerin Suriye dışına gönderilmesini hükme bağlıyor. 12 madde şöyle:
“SDG, egemenliği ve bölgesel istikrarı sağlamak için Suriye Arap Cumhuriyeti sınırları dışındaki tüm Suriyeli olmayan PKK liderlerinin ve üyelerinin sınır dışı edilmesini taahhüt eder.”
PKK’nın Suriye’deki Kandil unsurları kendilerinin Suriye dışına gönderilmesine karşı olmanın yanında, Suriye’de örgütün ideolojisi ve hiyerarşisi içinde gerçekleştirdikleri özyönetimi muhafaza etmek istiyorlar. PKK2nın bu “özyönetim” anlayışı basit ve sınırlı bir adem-i merkeziyetçilik değil. PKK’nın özyönetim düşüncesi ve pratiği anlaşılmadıkça, anlaşmazlığın kökeni de anlaşılmış olmaz. PKK’nın özyönetim anlayışı egemenlik kullanmayı, özsavunma adı altında asayiş ötesinde silahlı askeri gücü ve yurt dışıyla bağımsız diplomatik ilişki kurmayı kapsamaktadır. Bu haliyle özyönetimin anlamı PKK’nın totaliter ideolojisinin halka zorla kabul ettirilmesidir. Halbuki Suriye yönetimi açıkça bütün Suriye’de egemen olmak, ayrı bir askeri güce veya diplomatik misyona izin vermeyeceğini söylüyor. SDG unsurlarına şahsi entegrasyon izin vereceğini ve Suriye’nin devlet kurumlarının SDG bölgesine gireceği söyleniyor. Bu iki bakış açısının birbiriyle uzlaşamayacağı çok açık. Kaldı ki PYD ne demografik oran itibarıyla ne askeri kapasite itibarıyla bu bölgeyi elinde tutabilecek durumda…
Gayrinizami harp veren veya gerilla tarzı örgütlenmiş bir yapının, hele belli bir alanı yöneten bir örgütün iktidar olması halinde bile örgütün dönüşümü yahut tasfiyesi çok zordur. Kaldı ki PKK/ PYD kendi yönettiği bir bölgede tasfiye edilmeyi ve entegrasyonu kabul etmesinin çok daha zor olacağı aşikardır. PKK İçin Rojava projesi bütün başarısızlıklarının üzerini örtebileceği somut bir başarı olarak görüldüğü için, bundan geri adım atmayı Kandil bir yok oluş olarak gördü… PKK aslında Rojava başarısının kendi güçleriyle değil ABD hava kuvvetleri, ABD özel kuvvetlerinin bombardımanıyla yaptığı katliam ve baskının sonucunda gerçekleştiğini çok iyi biliyor. Yaklaşık %10’lık etnik bir nüfusa dayanarak %90’lık bir Arap kitlesi üzerinde PKK’nın ideolojik ve örgüt tahakkümü kuruldu. %10luk nüfus üzerinde de her türlü farklı görüş, tarihi kimlik ve İslam dini üzerinde PKK’nın sosyalist ideolojisiyle totaliter bir diktatörlük yönetimi oluşturuldu. PYD/PKK bir daha böyle bir başarıyı yakalamanın çok zor olduğunu da biliyorlar. O yüzden de İsrail’in Suriye’ye müdahalesi veya İran’ın dağılması gibi olağan dışı gelişmeler umut bağlıyorlar.
Suriyeli PYD/YPG unsurları en azından içinden geldikleri aile, toplumsal doku ve Suriyelilik kimliği üzerinde yeni duruma intibak edebilecek bir pragmatizm sergileyebilecek bir ilişki ağına sahipler… Kandil unsurları ise bu bağlara sahip olmadıkları için köksüz, ideolojik olarak da çok daha radikaller. Kandil unsurları özyönetimin olmadığı bir Suriye’de herhangi bir alevi, insani ve siyasi gelecek görmüyorlar. Kandil unsurları Suriye’de yabancı terörist olarak görülüyor ve tasfiye edilmek istendiğini biliyorlar. Kandilli PKK unsurları Rojava özyönetimi bitince elde ettikleri bütün statü, aidiyet ve başarı hissi dahil her şeyi kaybedeceklerini düşünüyorlar. Bu da onları sosyolojik ve siyasi olarak Suriye kökenli PYD’lilerden ayırıyor. Bu ayrışmanın bir çatışma ve kopuşa yol açıp açmayacağı önümüzdeki günlerin tartışma konusu olacaktır.
PKK’nın Kandil unsuru PYD ile bu ayrışmayı aşmak, etnik bir çatışma çıkararak dış müdahaleye yol açmak, binlerce DEAŞ tutuklusu ve yakınlarını serbest bırakma tehdidiyle ABD’yi ikna etmek veya bunlar olmazsa kendileri için onurlu bir yok oluş olarak gördükleri çatışma yolunu tercih edebilirler…
Suriye Devlet Başkanı Ahmet Şara’nın, Mazlum Abdi’ye kısa bir süre vererek entegrasyon barışçı bir şekilde gerçekleşmezse bu anlaşmanın arkasındaki uluslararası koalisyona haber vererek Suriye ordusunun zorlayıcı harekatına devam talimatı vereceğini anlaşılıyor.
Şara sahadan gelen bir isim olarak “başarıdan kazanmak veya zaferden istifade etmek” askeri prensibini hayata geçirmek üzere, Suriye ordusunun başarılı zorlayıcı harekatının ivmesini devam ettirmek isteyecektir. Bu konuda dışarıdan bir müdahale olmadıkça Suriye ordusunun zorlayıcı harekatı başarıyla tamamlama kapasitesi olduğu anlaşılıyor. Muhtemelen Suriye ordusu Arappınarı ve Kamışlı şehir merkezlerine yaklaşınca, yeniden bir kere daha müzakere kapışınım aralanması mümkün olabilir. SDG/PYD/YPG’nin Kandil unsurları baskısıyla anlaşmaya uymaktan kaçtıkça, her geçen gün adeta intihar eden bir örgüt olarak tarihe geçebilir. Suriye’de özyönetim veya Rojava için anlamsızlaşan direnç ve kan dökülmesi, Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge projelerinin isabetini gösterecek ve desteğini arttıracaktır.
Devamını Oku
21 Ocak 2026 Çarşamba - 08:44
Devamını Oku
19 Ocak 2026 Pazartesi - 09:27
Devamını Oku
16 Ocak 2026 Cuma - 08:20