
İran Savaşı, küresel ekonomi tarihindeki en büyük yapısal dönüşümlerden birini tetikliyor: "Hürmüz'den kaçış." Savaşın kalıcı mirası, Hürmüz Boğazı’na olan stratejik bağımlılığın ebediyen sona ermesi olacak.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 08 Nisan 2026 Çarşamba - 10:45 | GDH Haber
İran Savaşı devam ediyor… Savaşın bütün tarafları ve Körfez ülkelerinin savaşın sonucu ne olursa olsun ağır maliyetler ödeyeceği ve savaşın kalıcı jeopolitik ve jeoekonomik sonuçları olacağı anlaşılıyor. Bu kalıcı sonuçlardan birinin de Hürmüz’e alternatif arayışları üzerinden olması kuvvetle muhtemel…
Birleşik Arap Emirlikleri'nin iş ve hayırseverlikten sorumlu özel temsilcisi Badr Cafer’in Financial Times’daki “Küresel ticaretin geleceği Hürmüz Boğazı'na bağlı olmayacak” başlıklı yazısı, bu bakımdan üzerinde düşünülmesi gereken bir perspektif sunuyor. Cafer’in yazısının temel tezi “Stratejik darboğazı aşmak ve küresel enerji ve gıda güvenliğini sağlamak için hızla yeni bir altyapı inşa ediliyor” cümlesinde özetleniyor.
“(M)evcut kriz nasıl çözülürse çözülsün, hiçbir hükümet öngörülemeyen bir komşunun kontrolündeki dar bir boğaza stratejik bağımlılık pozisyonuna geri dönmeyecektir. Boru hatları genişletilecek. Liman kapasitesi inşa edilecek. Bölge ekonomilerini birbirine bağlayan elektrik şebekeleri, su sistemleri ve ticaret koridorları resmileştirilecek. Dünya, yıkılan şeyleri izliyor. İnşa edilen şeylere de aynı derecede dikkat etmeli.”
Badr Cafer savaşla gelişen yıkım ve Hürmüz Boğazının kapatılması karşısında, Körfez ülkelerinin alternatif arayışları bu şekilde dünyanın dikkatine sunuyor. Cafer Hürmüz Boğazındaki ticaretin dünya ölçeğindeki büyüklüğüne ve önemine dikkat çekiyor.
“Küresel deniz yoluyla taşınan petrolün yüzde otuzu ve dünya sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin beşte biri normalde 21 deniz mili genişliğindeki bir su yolundan geçiyor. Deniz yoluyla ticareti yapılan gübrenin üçte biri ve dünya deniz yoluyla kükürt ihracatının neredeyse yarısı aynı geçişe bağlı olup, bu durum küresel gıda güvenliği için doğrudan sonuçlar doğuruyor. Aynı şekilde önemli miktarda alüminyum ve helyum da bu geçişe bağlı; helyum, yarı iletken üretiminde ve küresel yapay zeka tedarik zincirinde hayati öneme sahip. Küresel ticaretin bu kadar büyük bir kısmının tek bir çekişmeli koridordan geçmesi, dünyanın on yıllarca tahammül ettiği bir anormallikti.”
Cafer Hürmüz Boğazı kapatılmadan önce de bölgenin anlaşmazlık konusu olduğunu hatırlatıyor. Hürmüz Boğazının kapatılmasıyla yaşanan krizde artık Körfez ülkelerindeki işadamı ve devlet yöneticilerinin acil durumun ötesinde, kalıcı çözümlerin tartışılması aşamasına geçtiğini bölgedeki gözlemlerine dayalı olarak anlatıyor. İran Savaşına ve Hürmüz Boğazı krizine Körfez ülkeleri ve Birleşik Arap emirlikleri açısından bakılınca, bu ülkelerin aralarındaki anlaşmazlıklar yerine ortak fayda ve işbirliğini öne çıkardıkları görülüyor. Cafer bu kısa sürede ortaya çıkan işbirliği çerçevesine işaret ediyor:
“Hürmüz sonrası dayanıklılığa yatırım yapanlar, geleceğin ticaret altyapısını inşa ediyorlar. Suudi Arabistan'ın Kızıldeniz limanları ve genişletilmiş boru hattı kapasitesi, alternatif bir enerji koridoru sunuyor. Birleşik Arap Emirlikleri'nin doğu kıyısı, Körfez üreticilerini Hint Okyanusu'na bağlayan derin su limanları ve boru hattı güzergahları sağlıyor. Umman'ın Duqm ve Sohar'daki gelişmeleri ise darboğazın oldukça dışında yer alıyor. Mallar ve enerji zaten bu güzergahlar üzerinden hareket ediyor; bazı durumlarda, sadece birkaç ay önce imkansız görünen sınır ötesi kara köprüsü düzenlemeleriyle.”
Körfez ülkeleri sadece Hürmüz Boğazı dışında bir yeni yol aramıyor, bölgenin ulaşım, su ve ekonomi entegrasyonunu da tartışıyorlar.
“Orta Doğu aynı zamanda büyük ölçüde kullanılmamış bir mirasa da sahip: önceki krizlerde inşa edilmiş ve on yıllarca atıl durumda kalmış boru hattı altyapısı, karayolu ve demiryolu koridorları, sınır ötesi elektrik şebekeleri ve mevcut ağların ötesine uzanan su sistemleri. Yeniden kurulacak iş birliğiyle, bu varlıklar bölgenin küresel pazarlara olan bağlantısını derinleştirebilir. Kriz, yıllarca süren zirvelerin başaramadığını yapıyor: gerçek anlamda bölge içi ekonomik entegrasyon için koşullar yaratıyor. Sadece birkaç hafta öncesine kadar ilişkileri gergin olan devletler şimdi ortak bir amaç buluyor.”
Badr Cafer, BAE açısından Körfez ülkeleri arasında İran tehlikesine karşı işbirliği arayışlarını ele alıyor. Körfez ülkelerinin İsrail tehdidini dikkate alarak Körfez ülkelerinin yanında, diğer bölge ülkeleriyle daha geniş bir işbirliği ve entegrasyon sürecini tartışmaları gerekiyor. Bu daha geniş işbirliği ulaşım, su ve ekonominin ötesinde bir “güvenlik” ve “istikrar” perspektifleri de sunmalı. Suudi Arabistan ile Pakistan arasında başlayan ve Türkiye’nin de şimdilik ilişki halinde yer aldığı işbirliği, bu bakımdan kayda değerdir. BAE’nin, bölgedeki problemi İsrail olmadan tanımlaması gerçekçi değil… Bölgede gerçekçi bir barış ve işbirliği için, İsrail’in de sınırlanması gerekiyor. Körfez ülkelerinin İran Savaşından sonra İsrail ve ABD’nin daha ağır tahakküm altına girmemek için Körfez ülkelerinin ötesinde bölgenin güçlü aktörleriyle işbirliği zeminlerini araması gerekiyor.
Devamını Oku
06 Nisan 2026 Pazartesi - 14:33
Devamını Oku
04 Nisan 2026 Cumartesi - 11:28
Devamını Oku
03 Nisan 2026 Cuma - 11:15