
Medya ve siyaset ünlü davalara kilitlenmişken, uzayan yargı süreçleri ve hatalı kararlar altında ezilen sessiz çoğunluk unutuldu mu? Önder Sav’ın 1980’lerdeki tarihi çıkışından bugünün partizan barolarına; hukukun 'insan' ve 'disiplin' krizine derin bir bakış.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 09 Mart 2026 Pazartesi - 10:20 | GDH Haber
Hukuk, en çok tartışılan konuların başında geliyor... Ancak medya ve siyaset, toplumun büyük çoğunluğunun hukuki problemleri yerine bir kaç meşhur kişinin davası üzerinden bir hukuk tartışması ve algısı oluşturuyor. Barolar da bu mantığın dışında değiller. Bu anlayışa göre, memlekette Osman Kavala, Selahattin Demirtaş ve Ekrem İmamoğlu dışında bir hukuk meselesi yok… Sıradan vatandaşların mahkeme kapısında yaşadıkları dertler, medyanın ve siyasetin gündeminde değil. Hele uzayan davalar, mağdur olan sıradan vatandaşların meseleleri tartışılmıyor bile… Mahkemelerin, hakim ve savcıların performansları, hataları nedense hukuk tartışmalarına giremiyor… Yargı muhabirleri, medya, sivil toplum ve siyaset sıradan vatandaşların davalarına yönelik ilgiyi tamamen kaybetmiş durumda…
Hukuk camiasında olmaması gerekenler olurken, olması gerekenler olmuyor... Her gün yeni bir hadise patlak veriyor; yargı organları da, barolar da hukuk fakülteleri de hadiseler karşısında çözüm üretemiyor. Basın meselenin magazin yönüyle ilgileniyor ve bir süre sonra da, yeni bir skandala kadar meseleyi unutuyor. Muhalefet meselenin kendisiyle uğraşmak yerine, bu hadiseleri hükümeti eleştirmek dışında bir perspektifle değerlendirmiyor. Hükümet ise, meselenin karmaşıklığı karşısında bir risk üstlenmektense, tartışmaların dışında kalmaya özen gösteriyor... Halbuki mesele çok ciddi, vaktiyle devlet işleri için "Bütün işlerimiz A'dan Z'ye bozuktur" diyen Başbakan Refik Saydam gibi cesur hukukçulara ve çözüm arayışlarına ihtiyaç var. Yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek’in kürsüden gelmesi ve hukukun iç meselelerini de tartışmaya açacak kimi çıkışları, dava sürelerinin uzunluğunu eleştirmesi bu bakımdan umut vericidir. Ancak hukuk reformu için herkesin elini taşın altına koyması lazım… Hukukçuların hem hakim, savcı hem de avukatlar düzeyinde meslek disiplini, hukuk ve kamuoyu önünde sigaya çekilmeleri elzem.
1984 yılının Ankara Barosu dergisinde yayınlanan aşağıdaki satırların sahibi, zamanın Ankara Barosu Başkanı, bir ara CHP'nin ikinci adamı olan Önder Sav'dır:
Mesleğin onuru olmalı
"Mesleğin onurunu ve baroların bağımsızlığı ilkesini korumaya çalışırken karşılaştığımız pek çok sıkıntı ve güçlük var. Adalet Bakanlığı ile çelişkiye düştüğümüz hususlar var. Bunların hepsini size aktaracak değiliz, ancak bir önemli konuyu sizlere duyurmayı da görev bildik. Zaman zaman yargıçlık ve savcılık mesleğinden ayrılıp baromuza kaydını yaptırmak isteyen meslektaşlarımızla ilgili değerlendirmelerimiz ve verdiğimiz kararlar yanlış anlaşılıyor.”
Avukat olamayacak kakimler
"Geride bıraktığımız bir yıllık dönemde yargıç ve savcılıktan ayrılarak avukatlık için baromuza kayıt isteğinde bulunan pek çok başvurudan sadece 4 kişinin isteğini reddettik. Üzülerek söylemek isteriz ki 3 tanesi hakkındaki karar, Türkiye Barolar Birliğinden de onaylandığı halde Adalet Bakanlığınca geri çevrildi. Başvuranların sicilleri Baromuzca red kararı verilmesini gerektirecek derece de önemli görüldü.”
Böyle hakim olur mu?
"Adalet Bakanlığı kararı ile Baro levhasına yazmak zorunda kaldığımız birisinin sicilinden bir pasajı aktarıyorum: 'Cumhuriyet savcısına küfür edip, tabanca çekmek, şehirdeki, bar ve pavyonlara gitmek, kardeşinin metres hayatı yaşadığı bir kadının hissedarı olduğu otelde uygunsuz kadın ve erkeklerin yakalandığı ancak, bunların hakim olan kardeşinin hatırı için himaye edildikleri ve tutuklanmayarak serbest bırakıldığı yolunda söylentilerin çıkmasına sebebiyet verdiği- çevrede fuhuş yuvası olarak bilinen otel ve gazinonun müdüriyet odasında zaman zaman oturduğu, buraya gelenlere ilgi gösterdiği, garsonlara emir verdiği, bu tutum ve davranışı ile sözü edilen otel ve gazinonun ortağı bulunduğu yolunda bir söylentinin çıkmasına yol açtığı-çevrede iyi tanınmayan şahıslarla sıkı ilişki kurduğu ve bu arada kaçakçılıkla ün yapıp Sıkıyönetimce Bölge dışına çıkarılmış bir kişiyle arkadaşlık edip, kumar oynatarak fuhuş yaptığı... İş sahiplerinden rüşvet aldığının şayi olduğu, hemen tüm yöre halkının bu durumu bildiği, kahvehanelerde konuşulduğu, halk arasında ve aile toplantılarında Banker Yargıç olarak bahsedildiği..."
"Sicildeki olayları daha fazla söyleyip içinizi karartmak istemiyorum; ancak bu değerli hukukçuya, 7 kez tevbih, (tekdir, azarlama) bir kez aylık kesme ve üç kez de yer değiştirme cezası verildiğini eklemek istiyorum ve sizlere soruyorum: Böyle bir zat sırf yargıçlıktan atılmadı diye mükâfatan Baro Levhasına avukat olarak yazılmalı mıdır, yazılmamalı mıdır?”
Adalet Bakanlığı sicilleri değerlendirmeli
"Sicilde yazılı olanların sadece birini yapmış olan bir avukat adayını mesleğe kabul etmez iken niçin yargıçlıkta tutulmaması gerekirken tutulmuş olan bir kişiyi Levhaya yazmak zorunda olalım? Adalet Bakanlığı bu tür bir olayda verilmiş olan red kararını bozarken 'Aksine bir kabul, avukatlığın hakimlikten daha üstün ve daha onurlu bir meslek olduğu iddiasına yol açar ki, böyle bir iddianın kanuna ve hukuka uygun bulunmadığı tartışma götürmeyecek kadar açıktır' gerekçesini kullanmıştır. Bu gerekçeye katılmak olanağı yoktur."
Bugünlerde zaman zaman örnek olarak gösterilen 1980’lerden aktardığımız bu konuşma, hukuk meselesinin mevzuatı aşan bir hukukçu meselesi olduğunu da bir kere daha hatırlatıyor. Önder Sav’ın Baro Başkanıyken dile getirdiği eleştirilerini, siyasetteyken tamamen unutması ve partizanlığın dışına çıkmaması da acıdır. Hukukçuların partizanlığı aşacak bir hukuk şuuruna ve ortak paydasına kavuşamaması, temel problemlerimizden biri olarak yerini muhafaza ediyor. Mahkemeler, avukatlar ve barolar tartışılmayacak mı? Kimi terör örgütlerinin, mafyanın avukat örgütlenmeleri üzerinde durulmayacak mı?
Hukukçular eleştirilmez mi?
Hukuk sistemindeki yozlaşmalar Eski Yunan'dan bu yana ciddiyetle takip edilir ve eleştirilir. Mesela yargıçların ele alındığı Eşek Arıları piyesi tamamen bu amaçla kaleme alınmıştır. Bizde ne yazık ki, yargıçları ve mahkemeleri eleştirmek hala mümkün değildir. Hukukçular dışarıdan gelecek eleştirilere kapalı oldukları gibi içeride de bir meslek taassubuyla birbirlerini eleştirmekten kaçınmaktadırlar. Ayrıca mesleki dokunulmazlığın çok ötesine taşınan bir dokunulmazlık zırhının içinde olan hukukçuların, suç iddiaları karşısında yargılanmaları, hatta disiplin kovuşturmasına uğramaları dahi neredeyse imkansızdır… Halbuki hukuk devletinin gerçekleşebilmesi için, evvela hukukçuların hukuka uyması ve uymayan meslektaşlarını cezalandırması gerekmektedir. Aksi halde adalet gerçekleşmez…
Devamını Oku
07 Mart 2026 Cumartesi - 11:47
Devamını Oku
06 Mart 2026 Cuma - 11:52
Devamını Oku
03 Mart 2026 Salı - 12:30