
İran Savaşı, sadece cephedeki mermilerin değil, küresel sistemin fay hatlarını da harekete geçirdi. "Yeni bir Ortadoğu" inşa etme hayaliyle başlattığı bu askeri kumar, Körfez ülkelerinin 50 yıllık "Amerikan güvenlik şemsiyesi" ve "petro-dolar" sadakatini kökten sarsıyor.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 12 Nisan 2026 Pazar - 09:53 | GDH Haber
Savaşlar da dahil olmak üzere her tür siyasi mühendislik teşebbüsünün öngörülmeyen sonuçları olabiliyor… Tarih bunun bir çok örneğiyle dolu. 28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan savaş da, savaşı planlayan ABD ve İsrail’in öngörüleri dışında sonuçlara yol açmaya başlamış durumda. İran’ın ABD ve İsrail beklentilerinin ötesinde direnmesi, Körfez ülkelerine saldırması ve Hürmüz Boğazını kapatması bu öngörülmeyen sonuçları tetikledi. Bu yazıda İran Savaşının Körfez ülkeleri üzerindeki beklenmeyen etkilerini tartışalım.
Bu tartışmaya geçmeden önce İran Savaşını, ABD-İsrail ittifakını destekleyenlerin 40 günlük savaşa rağmen konuya nasıl baktığını hatırla(t)mak lazım. Amos Yadlin ve Avner Golov 2 Nisan 2026’da Foreign Affairs’de yayınlanan “İran Zorunluluğu Amerika ve İsrail Yeni Bir Orta Doğuyu Nasıl Şekillendirebilir?” başlıklı yazısında İsrail’in ABD çıkarlarını koruyabilmek için, hala ABD’nin yeni askeri teknolojisini Ortadoğu’da test etmesinden dahi bahsedebiliyor:
“Siyasi ve prosedürel engelleri azaltarak ve İsrail sanayi tabanını ABD savunma yenilikleri için bir deneme alanı haline getirerek İsrail'in Amerikan sanayi tabanındaki konumunu yükseltmelidir. Bunu yapmak, İsrail'in Orta Doğu'daki Amerikan çıkarlarını daha iyi korumasına ve gelişmekte olan Amerikan askeri teknolojilerini test etmesine olanak tanıyarak, Washington'a sistemlerinin ortak rakiplerine karşı ne kadar iyi performans gösterdiği konusunda daha iyi bir fikir verecektir.”
Yadlin ve Golov İran’ın zayıflamasının ABD ve İsrail’in yeni bir Ortadoğu inşa ederek Körfez ülkelerinin İran ile iyi ilişkiler kurmak mecburiyetini ortadan kaldıracağını iddia ediyorlar:
“Eğer İslam Cumhuriyeti zayıflarsa, İsrail ve Washington yeni bir Orta Doğu'nun inşasının yolunu açmış olacak. Son yıllarda, Washington'ın bölgedeki birçok ortağı, İran güçlerinin ve vekillerinin periyodik saldırılarını durdurmak için Tahran ile diplomatik ilişkiler kurmak zorunda kaldı. Ancak Arap devletleri artık bu tür şiddetten korkmuyorsa, rejime boyun eğmelerine gerek kalmayacak. Savaş, Tahran'la iyi geçinmeye çalışmanın bu devletleri onun öfkesinden kurtarmayacağını açıkça ortaya koydu. Körfez Arap hükümetleri 2020'lerde İran'la her türlü diplomatik ve ekonomik bağlantı kurdu, ancak bunların hiçbiri Tahran'ın ülkelerini bombalamasını engelleyemedi. Körfez'in İran'ın iki ana hamisi olan Çin ve Rusya ile dostane ilişkiler kurma çabaları da koruma sağlamada başarısız oldu. Dolayısıyla savaş, Amerika Birleşik Devletleri'nin Orta Doğu'da hala tek güvenilir dış güvenlik sağlayıcısı olduğunu açıkça ortaya koydu.”
Yadlin ve Golov askeri başarının yeni Ortadoğu bölgesel düzeninin kapısını açabileceğini ama bunun için aşamalı bir strateji öneriyor… Bu aşamalı strateji Akdeniz, Kızıldeniz ve Basra bölgesinde üç deniz girişimine dayanmalıdır:
“İran'a karşı askeri başarı tek başına daha iyi ve daha istikrarlı bir Orta Doğu'nun kapısını açabilse de, bu yeni bölgesel düzeni kendi başına yaratmayacaktır. Bunu başarmak için İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri, taktiksel ve operasyonel kazanımlarını, bölgenin diğer kilit devletlerini de içeren yeni bir siyasi mimariye dönüştürmek zorunda kalacaklardır: Bahreyn, Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve belki de Kıbrıs ve Lübnan. Bu nedenle, ABD ve İsrail politika yapıcıları, yeni bir Orta Doğu çerçevesini ilerletmeyi amaçlayan aşamalı bir strateji benimsemelidir. Bu çerçeve, Akdeniz, Kızıldeniz ve Basra Körfezi'ndeki devletlerin yer aldığı ve Amerikan liderliğinde faaliyet gösteren yeni bir ‘üç deniz’ girişimine odaklanmalıdır. Bu girişimin temel amacı, İran rejimine karşı yürütülen kampanyayı sürdürmek, diğer radikal güçlerle mücadele etmek, bölgesel güvenliği korumak ve bölge genelinde ekonomik, siyasi ve teknolojik entegrasyonu hızlandırmaktır.”
Yadlin ve Golov’un yazısında görüldüğü üzere İran Savaşını askeri olarak başarılı gören ve bunu İran ötesinde Akdeniz, Kızıldeniz ve Körfez için yeni aşamalı stratejinin kapısının açılması olarak gören bir bakış açısıyla karşı karşıyayız. Bu bakımdan meselenin savaşla sınırlı kalmayan bir jeopolitik ve stratejik mücadele olarak devam edeceği anlaşılıyor.
Neil Quilliam ve Sanam Vakil’in 6 Nisan 2006’da yine Foeign Affairs’de yayınlanan “Bir Sonraki Körfez Savaşından Kaçınmak” başlıklı yazısında ise Körfez ülkelerinin “denge arayışına” işaret ediliyor. Körfez ülkeleri petrole bağımlılığın azaldığı, çeşitlendirilmiş, jeopolitik rekabet yerine İran ve İsrail’in dahi dahil olduğu ekonomik entegrasyonun sağlandığı bir denge ve düzen arayışı içindeler…
“Dengeli bir bölge, Körfez ülkelerinin temel hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olmak için şarttır: ekonomilerini petrolden bağımsız hale getirmek. Suudi Arabistan'ın Vizyon 2030'u, BAE'nin ekonomik çeşitlendirme stratejisi ve bölgedeki benzer programların tümü, sürdürülebilir istikrara, öngörülebilir ticaret yollarına ve devam eden yabancı yatırımlara bağlıdır. Bu nedenle Körfez ülkeleri, jeopolitik rekabetin sınırlandırıldığı ve ekonomik entegrasyonun İran ve İsrail'i de kapsayacak şekilde derinleşebileceği bir bölgesel düzeni tercih etmektedir. Her iki devletle de güçlü iş ve ticaret bağları, tüm tarafların Orta Doğu istikrarından faydalanmasını ve dolayısıyla bu istikrarın korunmasında pay sahibi olmasını sağlayacaktır. Ancak çatışmaların yaygın olduğu bir ortamda bunların hepsini başarmak zor olacaktır. Körfez ülkelerinin bölgesel güvenliği yönetmek için dış güçlere güvenebilecekleri dönem sona eriyor. Çıkarlarını korumak için, kolektif kapasite oluşturmaları, rekabetleri yönetmeleri ve güç dengesini kendileri şekillendirmeleri gerekecek. Bu tür önlemler, neredeyse tamamen İran, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından dikte edilen mevcut savaşı durduramayabilir. Ancak Körfez ülkeleri, çatışmanın sonuçlarının ortaya çıkacağı ortamı şekillendirebilir ve bir sonraki büyük çatışmayı önlemeye yardımcı olabilirler.”
Karen E Young da 1 Nisan 2006’da Foreign Affairs’de yayınlanan “Amerikan Sonrası bir Basra Körfezi mi?” başlıklı yazısında Körfez ülkelerinin arayışını ele alıyor. Young İran Savaşı sonrasında bölgenin ekonomik olarak dönüşümünün hızlanacağını iddia ediyor. Körfez ülkelerinin zaten bir süredir ekonomilerini petrol dışında çeşitlendirmek, ellerindeki fonları ABD finans sistemi dışında iç piyasaya, yeni yerel sektörlere ve yeni ortaklara yönlendirmek eğiliminde olduğu görülüyordu.
“1970'ler ile 2010'ların başları arasında, petrol üreten Körfez ülkeleri, petrol gelirlerini öncelikle ABD finans sistemine yeniden yatırarak, enerji ihracatını dolar bazlı varlıklar ve rezerv para birimi satın almak için kullandılar. Ancak 2014 civarından itibaren, Körfez'in petrol ihracatçıları -özellikle Suudi Arabistan- enerji gelirlerini giderek daha fazla iç piyasaya yönlendirmeye ve madencilik ve yapay zeka gibi yeni yerel endüstriler kurmak için borçlanmaya yöneldiler. Bu strateji değişikliği, Körfez'in devlet yatırım araçlarının daha aktif ve stratejik yatırımcılar haline gelmesine, ABD borçlarına veya dolar rezervlerine pasif yatırım yapmak yerine daha güçlü getiriler ve daha avantajlı ortaklıklar beklemelerine yol açtı. Aynı zamanda, Suudi Arabistan -Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri ile birlikte- diğer üreticilerin, özel ABD şirketleri de dahil olmak üzere, büyük ölçekte yapamayacakları şekillerde yedek kapasitelerini kullanma yeteneklerini sürdürmek için petrol üretimine ve yeni teknolojilere yatırım yaptı.”
Körfez ülkelerinin yeni arayışları ABD ve Avrupa dışındaki orta güçlere ve Çin’e de kapı aralayabilecek bir gelişmenin habercisidir.
“Özel sermaye destekli altyapı projelerine yatırım ortağı olmak ve iç ekonomilerini geliştirmek, Körfez'deki petrol üreticilerini küresel enerji geçişinin hızına daha duyarlı hale getirdi. Stratejilerindeki bu değişim sadece iç pazarla sınırlı kalmadı, aynı zamanda dünya çapında oynayabilecekleri yeni rollerin farkındalığını da yansıtıyor. 2050 yılına kadar, gelişmekte olan ekonomilerin artan elektrik ihtiyacının enerji kullanımında %25'lik bir artışa yol açması bekleniyor. Yapay zeka veri merkezleri de bu talebi daha da artıracak. Hem üretim yapan hem de çeşitli enerji ürünlerine yatırım yapan orta güçler, özellikle ABD ve Avrupa'nın gelişmekte olan ülkeler için enerji finansmanına olan ilgisinin azalması durumunda, bu değişime hakim olabilirler.”
Çin, Körfez bölgesinde petrol dışında bir ekonominin gelişmesine yardımcı oluyor. Young ABD’nin bu süreci kendi “petrol devletine” karşı yükselen “elektrik devlet” olarak okumasının eksik ve hatalı olduğunu düşünüyor. ABD’nin Körfez ülkelerinin arayışları, petrol dışında enerji çeşitliliğine yönelmeleri ve Çin’in buradaki rolünü düşünerek strateji aramak yerine, İran düşmanlığına ve çatışmaya odaklanmaktan vazgeçmesi gerekiyor. İran Savaşı, İran’dan çok Körfez ülkelerinde değişimi hızlandıracak gibi görünüyor. Bu değişim ABD’nin öngörüleri dışına çıkması kuvvetle muhtemel… ABD bu değişimi ne ölçüde kontrol edebileceği meselesi artık tartışılıyor. Batı medyası bu değişimin yönünü tartışıyor… Bakalım ABD bu değişimin neresinde yer alacak?
Devamını Oku
11 Nisan 2026 Cumartesi - 10:19
Devamını Oku
08 Nisan 2026 Çarşamba - 10:45
Devamını Oku
06 Nisan 2026 Pazartesi - 14:33