
İran savaşı etnik tahrikleri beslerken, Van’daki vatandaşımızın ülkesine olan güveninin sırrı nedir? 1951’de Mustafa Muğlalı’yı yargılayan irade ile bugün 'Terörsüz Türkiye' diyen kararlılık arasındaki o kopmaz bağ...
0:00
--:--
Son Güncelleme: 16 Mart 2026 Pazartesi - 11:34 | GDH Haber
ABD ve İsrail’in İran’a saldırması dolayısıyla Türkiye’nin Terörsüz Türkiye projesinin ne kadar isabetli olduğu bir kez daha anlaşıldı. İran Savaşı dolayısıyla etnik ve mezhebi tahriklerin arttığı bir dönemdeyiz. Devletlerin uzun tarihleri içinde kendi vatandaşlarına karşı hatalar yaptığı biliniyor. Mühim olan bu hataların sonrasında, hataları aşmak ve telafi emek için neler yapıldığıdır… Bu hatalar telafi edilmezse etnik ve mezhebi konular kanayan bir yaraya dönüşür. Türkiye bu bakımdan devlet aklı, milletin feraseti, hukuk şuuru ve demokratik irade sayesinde birçok tarihi ve siyasi hatayı aşmayı başarmıştır. Bunun ne kadar önemli bir meziyet olduğu Suriye, Irak ve İran’a bakınca çok daha iyi anlaşılıyor.
Şimdi 1943 yılına Türkiye-İran sınırına, Van’ın Özalp ilçesine gidelim… Resmi kayıtlara göre, kaçakçılara yataklık eden 33 kişi, geçit yollarını göstermek amacıyla sınıra götürülürken, İran sınırından ateş açılmasıyla başlayan çarpışmada iki ateş arasında kalarak ölmüşlerdi. Hadise tek parti döneminin kapalı ve baskıcı ortamında adil bir şekilde idari, hukuki ve siyasi olarak ele alınamamıştır. Tek parti yönetimlerinin, bir başka diktatörlüklerinin açmazı işte buradadır… Bürokrasinin hataları, soruşturulup tartışılamaz ve kanayan bir yaraya dönüşür. Suriye, Irak, İran işte bu yüzden bugün etnik ve mezhebi meselelerini aşmakta zorlanıyorlar; Türkiye’nin onlara göre başarısının arkasında demokrasi, hukuk şuuru ve güçlü piyasa ekonomisi rol oynuyor. Bunların kıymetini bilmek lazım… Türkiye bu tür olaylarla hesaplaşarak bu tür olaylarla hesaplaşmayan ülkelerden ayrışmıştır. Bunun ehemmiyeti her gün daha çok anlaşılıyor. Bugün Van’daki vatandaşımız Türkiye dışına bu özgüvenle bakıyor, ülkesine güveniyor.
Tek parti döneminin sona ermesiyle geçilen çok partili dönemle beraber Demokrat Parti milletvekillerinin, 1948 yılında konuyu TBMM gündemine getirmesi üzerine, Mustafa Muğlalı ve olaya karışanlar Genelkurmay askeri mahkemesinde yargılandılar. Yargılama sırasında, sanıkların ve bizzat Mustafa Muğlalı’nın itirafıyla olayın bir kurşuna dizme olduğu ve emri Muğlalı’nın verdiği ortaya çıktı. İdama mahkum edilen Muğlalı’nın cezası 20 yıl ağır hapse çevrildi. Askeri Yargıtay kararı bozdu ancak, dava yeniden görülmeden, Mustafa Muğlalı, Aralık 1951’de hapiste öldü.
27 Mayıs darbecilerini en rahatsız eden hadiselerden biri, bu yargılamadır. Bakın 27 Mayısçılardan Orhan Erkanlı hadiseyi nasıl değerlendiriyor:
”Demokratlar, bitmez tükenmez müsademelerde (silahlı çatışma) eşkıya takiplerinde şehit düşen Türk ordusunun evlatlarının hesabını soracak yerde kendi siyasi çıkarları uğruna, Kazım Karabekir’den sonra Doğu’da ilk defa nisbi bir sükunet sağlayan büyük kumandan Muğlalı’yı mahkeme huzuruna çıkarmayı tercih ettiler. Elbette bu uygulamadan devrin hükümetlerinin ve İnönü’nün de haberi vardı. Fakat yiğit Muğlalı, askerliğin, kumandanlığın ezeli kuralına uyarak (kumandan yapılan ve yapılmayan her şeyden sorumludur) suçlamaları üzerine aldı ve neticede ölüme mahkum edildi.”
Apaçık bir haksızlığı, bir katliamı bir insan nasıl savunur, Ahmed Arif’in şiirinde dediği gibi kitaba sığmayan işlere nasıl sahip çıkılır? İşte darbelerin en büyük zararı, kendileri de bu kabil işler yapmaya soyunacaklarından, tarihteki bu tür suçları meşru göstermeye çalışmalarındadır. Halkın oyuyla seçilen Başbakanı devirmeye kendilerine hak gören, hakkında olmadık iftiralarda bulunanların bu katliamı meşru görmeleri, suça ortak olmaktan başka bir şey değildir.
27 Mayısçı Erkanlı haksız şekilde kurşuna dizilen köylülerin hakkının aranmasını, sanki Mustafa Muğlalı Doğu’da sükûneti sağladığı için yargılanmış gibi takdim ediyor… Menderes ve Demokrat Partililer bu yüzden itham ediliyorlar… Halbuki Menderes ve Demokrat Partililer, haksızlığa uğrayan köylülerin hakkını savunarak ve haksızlığı yapan ismi yargılayarak devletle vatandaş arasında bağları hukuk yoluyla sağlamlaştırmışlardır… Devleti bürokratın ağır hatasından kurtarmış, müşterek milli kimliğin ve vatandaşlık hukukunun siyaset ve hukuk yoluyla korunduğunu göstermişlerdir. Bunların ne kadar kıymetli olduğu bugün çok açıkça anlaşılıyor.
Muğlalı’nın yargılanıp mahkum olmasından sonra, özellikle 1980 öncesi terörle mücadelede hükümetin kendine verdiği görevleri yerine getirmeyenlerin ardına sığındıkları mazeret şudur: “Asker Muğlalı olmak istemez”. Bununla acaba ne denilmek istenmektedir? İstediğimiz kişileri yargılamadan öldürelim ve yargılanmayalım mı? Böyle bir uygulama, bırakın demokrasiyi ve hukuku, en basit devlet düzenini ortadan kaldırmak demektir. Nitekim bu düşünce kendisine 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra uygulama fırsatı bulmuş ve DP’nin mahkum ettiği Mustafa Muğlalı’ya itibarı iade edilmiştir. Burada bir şeye sahip çıkılacaksa bu, DP’nin bu katliamı yargılaması olmalıydı... Türkiye bu darbeci anlayıştan kurtularak nasıl bir cemiyet, nasıl bir devlet olmak istediğine uzun bir mücadeleden sonra karar verdi: Türkiye’nin kararı demokratik bir hukuk devleti olmak…
Menderes: “Çözüm Demokratikleşmede!”
27 Mayıs darbecilerinden Numan Esin’in hatıraları yayınlandı. Orada anlatıldığına göre, darbecilerden bir grup, rahmetli Menderes’i sorguya çekerken, kendisine Türkiye’nin en önemli meselesi olan Kürt meselesinde hiç bir şey yapmadınız? Bu konuda ne düşünüyordunuz diye sorunca; Menderes, “Biz meseleyi demokratikleşme çerçevesinde halletmek istiyorduk” mealinde bir cevap vermiş… Darbecilerin çözümleri, 1960 darbesinden sonra Doğu ve Güneydoğudaki vatandaşlarımıza hukuksuz sürgünler ve kamplar oldu… 1980 darbesinden sonra da Kürtçe yasaklandı... Menderes bu bakımdan da haklı çıkmıştır… Ancak demokrasi, hukuk devleti ve müşterek milli kimlikle kötülükler unutulur ve iyilikler hatırlanır ki, milli birliği sağlayacak başka bir sihirli formül yoktur. Türkiye’nin bugün bir çok bölge ülkesine göre müşterek milli kimliğinin güçlü olması, devlet-vatandaş ilişkisinin sağlıklı gelişmesi ve etnik-mezhebi tahriklerden etkilenmemesi demokrasi, Menderes ve Erdoğan gibi siyasetçiler sayesindedir.
Devamını Oku
15 Mart 2026 Pazar - 07:35
Devamını Oku
14 Mart 2026 Cumartesi - 09:33
Devamını Oku
10 Mart 2026 Salı - 08:28