
Bir liderden fazlası, bir sosyolojinin mimarı: Necmettin Erbakan ve Milli Görüş'ün 'anahtar' hikayesi! Taşra burjuvazisinden iktidar ortaklığına uzanan tarihi yürüyüşün anatomisi.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 27 Şubat 2026 Cuma - 08:25 | GDH Haber
Türkiye siyasi tarihinin temel siyasi hareketlerinden İslamcılığın 1960’ların sonundaki siyasi liderlerinden Prof Dr Necmettin Erbakan 27 Şubat 2011 tarihinden kalp yetmezliğinden vefat etti. İslamcı hareket içinde Milli Görüş olarak bilinen yeni bir siyasi ekol, parti ve hareketin mimarı olarak temayüz eden Erbakan, Türkiye siyasi kültüründeki yaygın lider kültlerinden birine dönüştü. Mamafih bu külte rağmen Milli Görüş hareketi içinden çıkan bilahare Adalet ve kalkınma Partisi’nde bir araya gelen Yenilikçiler kanadının varlığı, Milli Görüş hareketinin lider kültünü aşan sosyolojik özelliklerine işaret etmektedir. Bu sosyolojik özellikler anlaşılmadan Necmettin Erbakan’ın ve Milli Görüşün anlaşılabilmesi mümkün olmayacaktır. Bu itibarla Erbakan’ın ortaya çıkmasına, Milli Görüşün gelişmesine ve dönüşmesine zemin hazırlayan sosyolojiyle işe başlamak yerinde olacaktır.
1960’lar Türkiye’si, 1950’lerde başlayan sanayileşme, şehirleşme ve karma ekonomi içinde kapitalistleşme sürecinin bir devamıdır. 1950’lerden farklı olarak 1960’larda bu süreç, 1961 anayasasının hazırladığı bürokratik vesayet ve yeni askeri müdahale tehdidi altında devam ediyordu. Bu itibarla süreç, devletin tek parti döneminden beri mevcut ideolojik denetimi ve tarafgirliği altında seyrediyordu. Adalet Partisi ve Süleyman Demirel bu düzeni değiştirmek yerine, bu düzen içinde temel kararları bürokrasiye bırakarak bütçe, tahsisler ve atamalar etrafında bir kayırmacılıkla sınırlı siyaseti ve öğrenilmiş çaresizliği kabul etmeye mecbur edildi. Ancak giderek farklılaşan toplum bu vesayet yapısının dışında arayışlara yönelmeye başlamıştı. Bir yandan solda Türkiye İşçi Partisi diğer yanda sağda Milliyetçi Hareket Partisi ve Milli Nizam Partisi bu arayışın siyasi temsilcileri olarak ortaya çıktılar. Erbakan önce Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğindeki mücadelesiyle vesayet rejiminin ortağı olarak davranan büyük sermaye dışında kalan Anadolu sermayesinin sesini temsil etmeye yöneldi. Erbakan bu temsili Adalet Partisi çatısı altına taşımak isteyince, Süleyman Demirel tarafından engellendi. Erbakan bunun üzerine önce Konya’dan bağımsız milletvekilliği bilahare de müstakil bir siyasi parti, Milli Nizam Partisi’ni kurarak taşra burjuvazisinin sıkıntısını İslamcılık diliyle ifade etmeye yöneldi.
Bu dönem dünyada ve Türkiye’de yeni düzen, düzenin değişmesi tartışmalarının yaşandığı bir dönemdi. Siyasal İslamcılık, Türkiye’de ve dünyada esas itibarıyla sosyalizmin etkisi altında devletçi bir ekonomik düzen söylemini dile getiriyordu. Milli Görüş de bu genel eğilimin dışında değildi. Ancak Milli Görüş tabanında bu söylemle bağdaşmayacak yükselen bir taşra burjuvazisi ve eleştirel bir entelektüel tabanın varlığı, ilerideki farklılaşmanın tohumlarını içinde taşıyordu.
MNP, 1971 askeri müdahalesini takiben Anayasa Mahkemesi tarafından laikliğe aykırı olmak iddiasıyla kapatıldı. İsviçre’ye giden Erbakan kısa süre sonra yurda döndü ve bu sefer Milli Selamet Partisi’ni kurdu. AP; böylece 1970’ler boyunca tek başına iktidar olacak bir çoğunluk yakalayamadı. MSP’nin yanında MHP ve AP’nin içinden çıkan Demokratik Parti sağdaki çoğunluğu böldü. MSP 1973 seçimlerinde şaşırtıcı bir başarı gösterdi %11’in üzerinde oy aldı, 50’ye yakın milletvekili çıkardı. MSP artık sembolündeki gibi 70’lerin anahtar partisi haline geldi. 1973 seçimlerinden sonra şaşırtıcı bir şekilde MSP sağ partilerle değil, Bülent Ecevit’in CHP’siyle bir koalisyon kurdu. Bu şekilde CHP tarafından rejim karşıtı olarak damgalanan ve Cumhuriyet tarihi boyunca dışlanan siyasal İslamcı hareket, CHP ile ortak olarak iktidara ortak olacaktı. Bu koalisyon, arkasındaki siyasi mühendislik hangi hesaba dayanırsa dayansın Cumhuriyet tarihinin meşruiyet skalasını değiştirecekti. Bu şekilde “siyasal İslamcılık”, siyasal alanda görünürlük kazanmanın ötesinde meşru bir siyasal aktör olarak tanınacaktır.
MSP, daha sonra Milliyetçi Cephe hükümetlerinde de koalisyon hükümeti olarak siyaset dünyasının dört ana aktöründen biri haline gelecektir. MSP’nin koalisyon ortaklıkları, bir yandan İslamcı kadronun bürokratik seçkinler arasına katılması diğer yandan da tahsis, kredi ve teşviklerden taşra burjuvazisinin yararlanmasına imkan veren kanallar açmıştır… MSP iktidar imkanlarının yanında, temsil ettiği kesimlerin dışlanmışlığından kaynaklanan sivil toplum imkanlarını kullanarak bir partinin ötesinde, toplumsal bir “harekete” dönüşmeyi başardı. 70’lerin şiddet ortamından uzak durarak hem kadrolarının korunması hem de toplumdaki meşruiyetin artmasına katkıda bulundu. Bütün bu başarılara rağmen söylemdeki ciddiyet eksikliği, hakim medyanın aleyhteki tavrıyla birleştiğinde 70’lerde hala MSP’nin karikatürize edilmesini engelleyemiyordu.
12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrasında sadece Milli Görüş hareketi değil dünyada ve Türkiye’de İslamcı hareket, cemaat ve entelektüel gruplarda gelişme yaşandı. Milli Görüşün yeni partisi Refah Partisi, kendisinin ve MHP’nin siyasetteki etkisinin kırılması için konulan %10 barajını, MHP’nin yeni partisi MÇP ve eski Milli Mücadelecilerin yeni partisi IDP ile ittifak yaparak aştı. RP’nin barajı aşması 1990’lı yıllarda merkez sağ ve merkez solun çöküşü, Güneydoğu’daki şiddetin düşük yoğunluklu çatışmaya dönüşmesiyle artan iktisadi ve siyasi krizleri takip ediyordu. 1991’deki ittifak Milli Görüş geleneğinin 80 öncesindeki kapalı cemaat havasını değiştirecek ve yeni katılımların önünü açacaktır… RP’nin MSP’den farklı olarak cemaat yapılanmasından tamamen vazgeçerek bir siyasi partiye dönüşmesi de, Milli Görüşün büyümesinin önünü açacaktır. 1994 ‘deki belediye seçimlerindeki başarı ve arkasından belediyelerdeki başarının da etkisiyle RP’nin %22 oyla birinci parti olmasıyla “kriz dönemi” başlayacaktır.
RP’nin belediye seçimlerini kazanmasıyla beraber, bürokratik vesayet kurumları ve onlarla işbirliği yapan merkez sağ ve merkez sol partiler ile MHP; RP’nin dışlanması ve RP dışında bir koalisyon aranmasında ittifak ettiler. 1994 yılında ilk defa, RP dışındaki büyük siyasi partilerin katıldığı bir “Cumhuriyet mitingi” tertip edildi. Bu mitingin sağ partilerin tabanında yarattığı reaksiyon, belediye seçimlerinde ortaya çıkmıştı. Bu reaksiyon, genel seçimlerde de devam etti. Ancak bu mitingin siyaset dışı dinamikleri siyaset üzerindeki askeri vesayetin güçlenişine işaret ediyordu. 1996 seçimlerinden sonra denene Ana-Yol hükümeti yürümeyince, RP’nin büyük ortak olduğu Refah-Yol hükümetinin önünü açtı. Necmettin Erbakan 54. hükümeti kurduğunda Türkiye’de laiklik ekseninde asker destekli bir psikolojik harp de başlamış oldu…
Devamını Oku
24 Şubat 2026 Salı - 11:50
Devamını Oku
23 Şubat 2026 Pazartesi - 08:47
Devamını Oku
19 Şubat 2026 Perşembe - 09:35