
Türkiye’nin terörle imtihanı; Balkan komitacılarından 12 Eylül’ün karanlık dehlizlerine, ideolojik sapmalardan PKK’nın doğuşuna kadar çok katmanlı bir süreç. Devletin "zor" ve "rıza" dengesini kuramadığı her dönem, siyasetin alanını daraltırken şiddetin alanını nasıl genişletti?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 22 Ocak 2026 Perşembe - 08:28 | GDH Haber
Terör, 19.yüzyıldan itibaren bütün dünyanın problemi. Ateşli silah teknolojisinde ve patlayıcı maddelerde yaşanan teknolojik gelişmeler terörü mümkün kıldı. Buna 19.yüzyılda iletişim ve ulaşımdaki gelişmeler ve bilhassa gazetelerin yaygınlaşması da eklenince “silahlı propaganda“ imkanı doğdu. Üçüncü bir faktör ise bu ilk ikisini kullanabilecek ve örgütü motive edecek bir siyasi ideolojidir. Bu üç faktör bir örgüt marifetiyle birleşince, terör ortaya çıkabiliyordu. Türkiye’de aşağı yukarı bu tarihlerde terörle tanıştı. Bilhassa 19.yüzyılın sonunda Balkanlardaki komitacılık bu bağlamda gelişti.
20. yüzyılda sosyalistler terörü, devrim için bir strateji ve yöntem haline getirdiler. Türkiye, Balkan Komitacıları ve Ermeni Komitacıları üzerinden 19. yüzyıl sonunda ve 20. yüzyıl başında terörle tanıştı. Osmanlı Türkiye’sinin tanıştığı terör emperyalizmin bir aracı olarak da Osmanlı Türkiye’sinin karşısına çıktı… Türkiye 1960’ların sonunda terörün devrimci sosyalist yönüyle tanıştı. 1984’deki Şemdinli ve Eruh baskınlarıyla PKK’nın yeni terör dalgasıyla karşılaşan Türkiye, halen bu mücadeleyi yürütüyor.
Etnik Mesele: Zor ve rıza
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda, Osmanlı İmparatorluğundan miras aldığı meselelerden biri de Kürt meselesiydi. Ancak çok milletli ve kimlikli bir imparatorluktan, tek kimlikli bir milli devlete, tek partili ve tek liderli otoriter bir rejim altında geçiş yapan Türkiye, meseleyi, o zamanki dünya şartlarının da el vermesiyle “zor” yoluyla bastırmayı tercih etti. Böyle olunca, iktidar bu mesele üzerinde, meşruiyetini, sadece “zor” yoluyla kurmaya ve “rıza” unsurunu dışlamaya yöneldi. Halbuki, siyasetin temel bilgisi, iktidarın, zor ve rıza unsurlarının toplamından oluşacağı ve bunlardan herhangi birisinin uzun vadede ihmal edilmesinin son tahlilde iktidarın meşruiyetini tartışmaya açacağını ortaya koyuyordu.
Demokratik yumuşama, darbeci sertleşme
Türkiye, bu tartışmayı 1946’da çok partili hayata geçilmesi ve Demokrat Parti’nin iktidarı altında, adeta “topu yumuşatarak” yaşadı. Ancak top yumuşatıldıktan sonra, kuruluş dönemindeki yanlışlıklar, 27 Mayıs 1960 darbesi yüzünden rehabilite edil(e)medi, “oyun yeniden kurul(a)madı”. İktidar, bu sefer rıza unsuru esas alınarak yeniden tesis edil(e)medi… Böylece kuruluş dönemindeki meseleler, Türkiye ve dünya şartları el verdiğinde, bastırılmışlık halinden kurtulup, yeniden ortaya çıkınca, artık gelenekselleşen bir şekilde yeniden zor kullanılarak bastırılmaya çalışıldı. Bu durum, özellikle askeri müdahale dönemlerinde dayanılmaz bir hale geldi. Üstelik bu dönemler, tek parti döneminin baskı şartları altında üretilen resmi ideolojinin yeniden hayata geçirilmesi denemesi olduğundan, zor unsurunu iyice zıvanadan çıkaracak bir “hayali rıza” unsuruna, “kuruluş döneminin altın çağına” atıfta bulunuyordu. Bu durumda, muhalefetin akacağı ve zor karşısında hukuk güvencesi arayacağı rıza unsuruna dayanacak siyaset kurumu da zayıfladı, hatta darbe döneminde tamamen ortadan kalktı. Halbuki siyaset, bu meseleyi yumuşatan ve merkez kaç güce dönüşmesini engelleyen büyük bir şanstı.
PKK’nın gelişimi
PKK 1960’ların sosyalist birikimi ve devrimci terör mirası üzerine 1970’lerde bir çok örgüt gibi gelişti. PKK diğer örgütşerden lideri, sertliği ve sosyolojisiyle ayrıştı.
12 Eylül 1980 askeri darbesiyle Kürt meselesini yeni bir aşamaya taşındı. Bu aşamada, PKK veya Apocular olarak bilinen şiddet hareketi, 1984’ten sonra giderek kitleselleşmeye başladı. PKK’nın kitleselleştiği dönem, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da geleneksel ağalık ve onunla eklemlenmiş şeyhlik düzenin çözüldüğü, bu çözülmenin getirdiği boşluğu devletin, modern kurumların ve siyasetin dolduramadığı bir döneme denk geliyordu. PKK, bu süreçte boşta kalan, orta okulu veya liseyi ancak bitirmiş, mesleksiz ve işsiz kitlelerin üzerinde yükseldi.
PKK, bu haliyle Türkiye’deki veya diğer ülkelerdeki Kürt hareketlerinden büyük bir kopuşu işaret ediyordu. PKK, geleneksel siyasi ve dini meşruiyet sembollerine ve isimlerine dayanmayı reddeden bir politikaya dayanıyordu. Hatta PKK, bu geleneksel kurum ve sembolleri ortadan kaldırmaya yönelmiş Marksist-Leninist bir hareketti. Ancak PKK’yı, sair geleneksel ulusal kurtuluş mücadelesi veren hareketlerden ayıran örgütsel bir özelliği vardı: Önderin, yani Abdullah Öcalan’ın putlaştırılması. Örgüt bu haliyle, Peru’daki Aydınlık Yol veya Türkiye’deki Dev-Sol hareketine benziyordu. Bu bakımdan örgütün bir adının da, hala Apocular olması anlamlıdır. PKK’yı, bu örgütlerden ayıran şey ise, onun Marksist-Leninist karakterini örtecek etnik vurgusudur. Yine PKK’yı ayırt eden bir özelliği de, Fanoncu anlamda şiddete verdiği yerdir. Buna göre, şiddet sayesinde, köle ruhlu, şahsiyetsiz Kürtler, yeniden millet olabilecek, “Serok Apo” sayesinde Kürt milleti yaratılacaktır.
PKK, bu haliyle 1950 ve 1960’ların gecikmiş köylü temelli, ulusalcı-sosyalist söylemli, şiddet hareketlerini hatırlatmaktadır. İşte PKK’yı, belli bir güce ve bu çerçevede de açmazlara hapseden şey, 1960’ların modelini 1980’lerin sonunda ve 1990’larda hayata geçirmeye çalışmasıdır. PKK, 1990’ların sonunda askeri olarak başarılı olamadı. Bu başarısızlığın yanı sıra meydana gelen çok mühim başka gelişmeler de, PKK’yı politik ve stratejik bir başarısızlığa mahkum etti. Her şeyden evvel, PKK’nın kuruluş dönemindeki ideolojisi Marksism-Leninizm, Sovyetlerin çöküşüyle büyük prestij kaybetti. Buna bağlı olarak Sovyetlerin çöküşü dünya ve bölge dengelerinin kökünden değiştirdiği için, PKK bölgedeki stratejik derinliğini ve desteğini kaybetti. Kuruluşundan beri örgüte her türlü desteği veren Suriye desteğini çekti. Bu değişikliğin bir sonucu PKK için vazgeçilmez Önder olarak görülen Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesi oldu.
Devamını Oku
26 Ocak 2026 Pazartesi - 08:30
Devamını Oku
23 Ocak 2026 Cuma - 08:37
Devamını Oku
21 Ocak 2026 Çarşamba - 08:44