
Savunmada devrim, sadece teknolojiyle değil; sivil iradenin kararlılığı ve reformun sürekliliğiyle geldi. Türkiye'yi dünyada başka bir lige taşıyan savunma sanayiinin başarısı, aslında köklü bir zihniyet değişiminin meyvesidir.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 13 Şubat 2026 Cuma - 10:10 | GDH Haber
Geçtiğimiz hafta Özdemir Bayraktar üzerine Cüneyt Polat’ın hazırladığı etkileyici belgesel üzerine çok yazıldı…Bu konuyu ayrıca değerlendirmek üzere savunma sanayindeki büyük başarının demokratikleşme, sivilleşme ve savunma alanındaki büyük reformlarla beraber değerlendirilmesi lazım geldiğini hatırlatalım. Savunmadaki verimlilik ve etkinlik bir devletin, siyasi otoritenin ve kamu yönetiminin yakından takip etmesi gereken konuların başında yer almaktadır. Türkiye’nin bu alandaki kararlı reform sürecinin bugün Türkiye’yi her bakımdan başka bir lige taşıdığını ve Türkiye’nin özgül ağırlığını muazzam bir şekilde artırdığı görülüyor. Türkiye’de bu reform süreci başarılı bir şekilde devam ediyor ancak siyasi iradenin bu konudaki fikri takibinin devam etmesi gerekiyor. Bu bakımdan siyasi istikrar ve siyasi partilerin bu konudaki ortak tavrı, çok önemli…Türkiye’de savunma sanayi ve savunma sektöründeki reformların başarısının kalıcılığı için muhalefet partilerinin ciddi bir handikap teşkil ettiğini unutmamak lazım.
Demokratikleşme sürecinde orduda reform tecrübesine sahip örneklerden mesela İspanyol Savunma Bakanlığı yapmış olan Narcis Serra’nın ifadesiyle “durum bir gecede değişmeyecektir” ve bir “sürekli bir geçiş kavramı”na ihtiyaç vardır. Serra artık klasikleşen “Demokratikleşme Sürecinde Ordu” adlı kitabında bu geçiş sürecinin bir anlam taşıyabilmesi için siyasi iktidarın iyi düşünülmüş bir stratejinin ve devam eden bir çoğunluk hükümetinin şart olduğunu da ifade ediyor. Serra sorunun temelini şöyle vazediyor: “Askerin özerkliğine karşı mücadele demokrasinin yerleşmesi için vazgeçilmezdir.” Askeri özerklik, ordunun demokratik denetim dışına çıkmasını ve tam aksine siyaseti denetlemesini mümkün kılacak problem alanını yaratıyor. Bu bakımdan askeri özerkliğin kaldırılmasının yanında, askerlik anlayışının yeniden ele alınacağı bir değişim şarttır:
“Askeriyenin prensiplerinde ve inançlarında bir değişim yaratmadıkça ve onları demokratik rejime sadık kılmadıkça demokratikleşme süreci tamamlanmış sayılmaz.”
Serra’nın yaklaşımı ekseninde Türkiye’deki demokratikleşme sürecine ve askeri reformlara bakarsak bu istikamette ciddi ilerlemeler yaşanmış olduğu açıktır. Son 10 yıl bir süreç analizi çerçevesinde ele alınırsa, sivilleşme ve reform sürecinin sağlıklı değerlendirilmesi mümkündür. Bu alandaki muazzam başarının artık bütün dünyada takdir edildiği ve Türkiye’ye mukayeseli üstünlükler getirdiği rahatlıkla söylenebilir… İspanyol demokratikleşme süreci ve askeri reformlar yaklaşık 20 yıla yayılan bir dönemde gerçekleşmiştir. Kamuoyunun ve aydınların bu konuda takibinin devam etmesi bu bakımdan elzemdir. Reformun arkasında siyaseten iyi düşünülmüş ve zamana sari bir strateji yoksa başarı mutlak değildir.
“Ordu, kaybettiği imtiyazlarla ve mesleki profilindeki değişimlerle ilgili tünelin sonunda bir ışık görebilme –sistemce kabul edilen yeni misyonlar ve kurumsal geleceklerini garanti altına alan profesyonel bir profil- demokratik sisteme sadakat tutumu geliştirir. Tüm bunlar zaman gerektirir. Bu alanda sorumluluk makamlarını işgal eden sivillerin yetkin olmaları ve liderlik etme ve denetleme kabiliyetleri kazanmaları kolay değildir. Savunma Bakanlığı yapısındaki değişik görevlere, Dışişleri Bakanlığı’nın bu alanlarda uzmanlara sahip olmasının önemine, istihbarat servislerinin sivilleri istihdam etmesine ve meclisin her iki kanadındaki savunma komitelerinin ilgili konular hakkında bilgi sahibi seçilmiş bireylerden oluşması gerekliliklerine işaret ediyorum. Bir kez daha tekrarlayayım, tüm bunlar zaman gerektirir.”
27 Mayıs darbesinin yarattığı travmayla Kara Harp Okulu Komutanı Talat Aydemir’in iki darbe teşebbüsünden sonra, okulun reformu üzerinde çalışan sonradan Orgeneral olacak Kemal Yamak’ın hatıraları aslında bir örnek üzerinden ordunun kendi içinden reform gerçekleştiremeyeceğini çok açıkça göstermektedir. Yamak, uzun çalışmalar sonucunda şu kanaate varıyor:
“Galiba bu Harp Okulu’nu kendimiz reorganize edemeyecek ve yeni Harp Okulu’nu geleceğin ihtiyaçlarına göre şekillendiremeyecektik. Acaba, bir başka gruba mı yaptırmak gerekiyordu?”
Gerçi sonuçta Harp Okulu için bir reorganizasyon yapılıyor ama, tek amacı üstlere itaati sağlamak olan bu reformun bu amaç dahil ne ölçüde başarılı olduğu çok tartışmalıdır. Demokrasiye ve hukuk devletine bağlılığın değil, üstlere, yani komutanlara itaatin öğretildiği bir müfredat ve zihniyetin sonuçları geçmiş dönemdeki darbeler ve darbe teşebbüsleri oldu. Reform sivil siyasetin direktifiyle hazırlanmadıkça, askerin demokratik hukuk devletine itaati, komutanın darbe emrine itaatin üstüne koyacak subaylar yetişmediği sürece bu problemlerin çözümü çok zordur. Bu bakımdan savunma sektöründeki reformların, harp okulundaki dönüşümün zaman zaman hedef alınması boşuna değildir. Siyasi iradenin bu konudaki kararlığının ve dikkatinin başarının devamı için çok ehemmiyetli olduğu unutulmamalı…
Devamını Oku
12 Şubat 2026 Perşembe - 09:43
Devamını Oku
11 Şubat 2026 Çarşamba - 09:02
Devamını Oku
10 Şubat 2026 Salı - 08:45