


Savunmanın sivil denetimi hususunda her daim ileri sürülen ahval-i fevkalade mazeretinin artık bir geçerliliği kalmadığından bu konuda ilerleme sağlanması, artık olmazsa olmaz konumuna yükselmişti...
0:00
--:--
Son Güncelleme: 12 Ağustos 2025 Salı - 09:42 | GDH Haber
Türkiye'de savunma ve güvenlik sektörlerinin ve bunların bütçelerinin sivil denetiminin sağlanması takip edilmesi gereken temel konular arasında yer alıyor. Savunmanın sivil denetimi hususunda her daim ileri sürülen ahval-i fevkalade mazeretinin artık bir geçerliliği kalmadığından bu konuda ilerleme sağlanması, artık olmazsa olmaz konumuna yükselmişti...
Nitekim bu konuda ciddi reformlar yapıldığını biliyoruz. Bu reformlar sayesinde ordu, donanma, güvenlik ve istihbarat başarılarıyla beraber savunma sanayindeki muazzam sıçramanın da altının çizilmesi lazım.
Bu başarıların muhafazası ve tahkimi için savunma sektörünün sivil ve demokratik denetimi perspektifinin geliştirilmesi elzemdir. Yakın tarihimizde tek parti döneminde bu konuların nasıl ele alındığını, naif ve inanmış bir Kemalist olan Kazım Nami Duru'nun başına gelenlerden takip edelim. Önce Kazım Nami Duru’yu kısaca tanıyalım…
Kazım Nami Duru (1877-1967) Harpokulu mezunudur. 30 İkincikanun (Ocak) 1942 tarihinde Meclis'te yaptığı bir konuşmada şeker vs. stokçuluğu yapan bazı vekil ve mebusların olduğunu ifade etmiştir. Bunun üzerine Meclis'te sert bir şekilde uyarıldıktan sonra, kendisine bir de parti tarafından ihtar cezası verilmiştir…
Duru 1937'de Afyon ve Kütahya'da parti için yaptığı teftişte, yörede "... Cumhuriyet Halk Partisinin birer kadrodan ibaret kaldığını, buralara üye olarak girenlerin şahsî menfaatlerinden başka bir şey düşünmediklerini..." bildiren raporunun Ankara'da iyi karşılanmadığından bahsediyor.
Rapor sonrasında Duru'nun Ankara radyosunda haftada bir, İstanbul radyosunda onbeş günde bir yaptığı konuşmalar kaldırılır, her pazar ziyaret ettiği Münakalat Vekili Ali Çetinkaya da bu tarihten sonra kendisinin yüzüne bakmaz.
Kâzım Nami Duru'nun 1939 sonrası TBMM faaliyetleri izlendiğinde, bu dönemde de eleştirilerin hoş karşılanmadığı görülecektir. Cemil Koçak, Duru'nun 1943 seçimlerinde yeniden mebus seçilememesini bu olaya bağlarken, bu örneği de CHP içinde siyasî mücadele ve tartışmanın olmadığının bir göstergesi olarak değerlendiriyor. Duru, 1947 yılında "çoluk çocuk" Demokrat Parti'ye geçecektir.
"Efendim, söyliyeceğim sözlerden dolayı belki de cezalandırılacağımı, yahut mebusluktan koğulacağımı biliyorum; fakat söyliyeceğim. Bugün, Milli müdafaa encümeni üyesi olduğum halde kaç kişinin silah altına alınmış olduğunu bilmiyorum.
Yazık ki Fransız gazetelerinden öğrendiğime göre silah altına alınanların sayısı bir milyonu buluyormuş. Bu seferberlik içinde bir çok suistimaller oluyor. Bunların sorumluluğunu kimse üzerine almıyor. Milli Müdafaa Vekili Paşa hazretleri 'Ben Erkanı Harbiyenin levazım reisi gibiyim' diyerek mesuliyeti üzerine almıyor.
Erkanı Harbiye ise, 'Biz Türkiye Millet Meclisi adına hareket ediyoruz.' Diyor, mesuliyetten kaçıyor. Millet Meclisi ise hiç bilmediği işler için mesuliyeti kabul edemiyor. Peki, bu bir milyona yakın mevcutlu ordudaki kötü kullanışların sorumluluğunu kim üzerine alacak..."
Duru, konuşmasının hiçbir şeyi değiştirmediğini, kanunun aynen geçtiğini yazıyor. Daha sonra Meclis dışından bir akrabasının anlattığı olayı aktarıyor… Buna göre, giden bir birliğin yerine gelen tümen kumandanı yer yetişmeyince birliğin içinde bulunan ve kimsenin içinde ne olduğunu bilmediği bir ambarı açtırıp temizleterek askeri buraya yerleştirir;
ambarın içinden çıkan kaput, setre, pantolon, çizme, bel kayışı, postal gibi bir sürü eşya fakir halk tarafından alınınca bunların başına da, nöbetçi yerleştirir… Duru'nun akrabası diğer askeri birliklerde de bu gibi malzemelerin çürüyüp gittiğini söyleyince; Duru, ertesi gün Maliye Vekili Fuat Ağralı'ya gider:
"Durumu kendisine anlattım; dinledi. Sonra: 'Bir müfettiş gönderip uzaktan bile baktıramam; kanun var; askeri işler maliyece teftiş edilemez. Ben bu kanunun aleyhinde idim ama sözüm dinlenmedi.' Dedi. Ben 'Efendim, sizin müfettişlerin hepsi yüksek tahsil görmüş, ihtiyat subaylığı etmiş kimselerdir. Yarın silah altına alınınca yine subay olarak hizmet edecekler.
Bu türlü müfettişleri askeri işleri teftişten menetmek doğru mudur?' dedim. 'Doğru değil elbette, fakat kanun böyle emrediyor.' Cevabını verdi. Sonra şu sözleri ilave etti: 'Bir iki gün evvel Milli Müdafaa Vekaleti benden yirmi milyon lira istedi.
Kendilerine evvelce verdiğim milyonların hesabını vermelerini bildirdim. Bana bu hesapların kolordularda bulunduğunu, keyfiyetin oralara yazıldığını, bununla beraber istedikleri yirmi milyon liranın hemen verilmesini bildirdi.' 'Verdiniz mi?' dedim. 'İster istemez verdim' dedi.
Bunun üzerine ayağa kalktım. 'Ben de Mecliste sizden hesap sorarım.' Diye kapıya doğru yürüdüm. Bu aralık ayının sonuna doğru TBMM dağıldı. 1943 seçimlerinde ise mebusluk adaylığım konmadı: Mecliste çalışmaktan uzaklaştırıldım.".
Anlatılan hikaye, tek parti diktatörlüğü ve milli şeflik dönemlerindeydi… Duru'nun yukarıdaki hikayeyi anlattığı Cumhuriyet Devri Hatıralarım kitabının bendeki nüshasının daha önceki sahibi, kitabın arka kapağına şöyle bir not düşmüş:
"Hele şu günü de geçirelim…" CHP o günden bugüne savunma sektörünün sivil denetimi ve savunma sanayi konusundaki her gelişmeye direnen, ayak sürüyen bir parti olmaktan vazgeçemedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in geçtiğimiz günlerde savunma sanayinin başarılı aktörlerinden TUSAŞ’ı ziyareti bu bakımdan dikkat çekiciydi. Özgür Özel ve CHP gerçekten bu tarihle hesaplaşacak mı? Yoksa sadece “Hele şu günü de geçirelim” diye mi düşünüyor?
Devamını Oku
15 Mayıs 2026 Cuma - 10:29
Devamını Oku
12 Mayıs 2026 Salı - 10:09
Devamını Oku
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 11:33