
Reform bir lüks değil, milli egemenlik için devlet kapasitesi inşa etme sanatıdır. Türkiye, son 20 yılda sadece bürokratik vesayeti yenmekle kalmadı; küresel güvenlik depremine karşı siyasetin ufkunu ve özgüvenini de yeniden kazandı.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 02 Şubat 2026 Pazartesi - 08:58 | GDH Haber
Türkiye’nin etrafındaki birinci ve ikinci kuşak bölgeler başa olmak üzere bütün dünyada güvenlik tehditlerinin, güvenlik politikalarının ve güvenlik reformlarının hayati öncelikle tartışıldığı bir döneme girdik. Ukrayna Savaşı ile zirveye taşınan bu tartışma bugün ABD’nin Avrupa’yı yalnız bırakmasıyla derinleşiyor. Uzun süredir Türkiye için öncelikli güvenlik riski olan Suriye’de işler yoluna giriyor… İran’a yönelik ABD operasyonu ihtimali Türkiye’nin güvenlik endişelerini yine stratejik düzeylere taşıyor. Büyük stratejinin ne olacağı tartışmaları ülkelerin, ittifakların duruşlarını, dış politikadan enerjiye, eğitimden turizme bir çok alanı tayin edici bir şekilde etkisi altına alıyor. Bu stratejik meydan okumaya hangi devlet ve ittifakların hazır bir şekilde girdiği, hangilerinin hazırlıksız yakalandığı ve fark ettikten sonraki hazırlık süreci devletlerin ve ittifakların kaderini tayin edecek. Türkiye kendi etrafındaki ilk iki kuşakta güçlü etkileri hissedilen küresel bu ”stratejik meydan okuma”yı ne zaman fark etti, ne tür hazırlıklar yaptı?
Güvenli Politikaları Niçin Eleştirildi?
Türkiye bir süredir içeriden ve dışarıdan demokratikleşme ve reform sürecini terk ederek, buna karşıt bir güvenlikçi politikalara döndüğü iddiasıyla eleştiriliyordu. Bu iddiaların gerçekçi bir zeminden ziyade Türkiye’nin dış politikasına, savunma politikasına ve terörle mücadele politikasına yönelik bir eleştiriyi, demokratikleşme paravanıyla gizleme amacına matuf olduğu açıktır. Bu iddiaları dile getiren iç ve dış odakların Türkiye’ye yönelik terörden darbeye büyük güvenlik meseleleri yokmuş ve sanki bütün bu tehditler, terör örgütleri, darbeci güçler ve onları destekleyen dış ülkeler yokmuş da, hükümet tarafından otoriterleşme için uydurulmuş sanal tehditlermiş gibi yazıp çizebilmeleri dikkat çekicidir. Hatta 15 Temmuz kanlı darbe teşebbüsüne dahi “tiyatro” diyebilmeleri, bu grubun büyük kısmının güvenlik tehdidi yaratanlarla aynı siyasi perspektifi paylaştıklarını ve kalan kısmının da ciddiye alınamayacak şekilde dünya ve Türkiye gerçekliklerinden uzak olduklarını göstermektedir.
Demokratikleşme ve Refomların Unutulmaması Gereken Amaçları
Demokratikleşme ve reformların temel amaçlarını unutunca, tarihçi Tony Judt’ın fanatik tanımına benzeyecek şekilde “maksadı unutan gayretkeşlikler” ortaya çıkabilmektedir. Aydın ve siyasetçilerin bir kısmı, bu tür bir gayretkeşlikle reform ve demokratikleşmenin amaçlarını unutabilmektedirler. Türkiye’deki demokratikleşme ve reformların amaçlarını hatırla(t)mak için Osmanlıdaki hiç olmazsa Nizam-I Cedit, Tanzimat, Meşrutiyet, Milli Mücadele ve 14 Mayıs 1950 demokrasiye geçiş süreçlerine ilişkin hafızayı değerlendirmek elzem. Reform ve demokratikleşmenin amacı vatandaşların hürriyet ve haklarını garanti altına almak, seçilmiş otoritenin yönetebilmesini, bürokrasiyi denetleyebilmesini yani demokratik yönetimi tesis edebilmektir. Demokratik yönetim ile ülkeye karşı gelişen milli güvenlik, milli egemenliğe ve müşterek milli kimliğe karşı yönelik tehditlerle başa çıkabilecek etkin ve verimli bir “devlet kapasitesi” inşa edebilmek, jeopolitik risk ve uluslararası tehditlere karşı tedbir alabilmek reformların unutulmaması gereken hedefleridir. Türkiye’deki bazı kesimler bütün bunların milli ve demokratik ölçekte gerçekleştirilemeyeceğini ve Türkiye’nin ya tamamen Batı sistemine itaat etmesi yahut otoriter bir şekilde dünyadan kopması veyahut da milli devlet olmayı terk ederek etnik, dini, mezhebi bir tür Lübnanlaşma projesinin en isabetli siyaset olacağını iddia etmektedirler. Türkiye’deki siyasi mücadelenin temel meselesi, bu farklı tezlerde yatmaktadır. Bu genel çerçeveden son 20 yılda eden siyasi mücadele, demokratikleşme ve reform sürecine baktığımızda, bu süreçte bir kırılmadan değil dünyadaki ve Türkiye’deki şartların politik durum değerlendirmesi çerçevesinde yeniden revize edilmesi, dengelenmesi ve tahkim edilmesi dönemlerinden bahsedebiliriz. Çünkü dünya, bölge ve ülke şartları Türkiye reform yapıyor ve demokratikleşiyor diye laboratuvar şartları gibi dış alemden korunmuş bir reform, demokratikleşme ve ülke gündemi sunmuyor siyasetin önüne. Siyaset bu dengeyi kuramazsa ne kendini, ne reform sürecini ne de ülkeyi koruyabilir.
Egemenlik Savaşı ve Vesayetin Yenilmesi
Türkiye, 27 Mayıs darbesiyle milli egemenlik bakımından ciddi bir mücadelenin içine girdi. Darbenin amacı, Türkiye’yi çoğunluğun ve demokratik otoritenin yönetemeyeceği bürokratik vesayetin altına almak ve dış politikada da yine bürokratik kurumlar üzerinden Batı ittifakını her şeye rağmen destekleyen bir rotaya yerleştirmekti. 27 Mayıs’tan sonra seçilmiş siyasi otoriteler ve milletin çoğunluğu bu vesayetle fitneye, iç çatışmaya yol açmayacak bir sabırla mücadeleye girişti. Bu mücadele en nihayet 15 Temmuz darbe teşebbüsünün milletin yardımıyla seçilmiş demokratik otorite tarafından bastırılmasıyla vesayetin yıkılmasıyla neticelendi. Bu süreçte 27 Mayıs sonrası demokratik mücadelenin ve bilhassa 3 Kasım 2002 sonrasında hayata geçen demokratikleşme ve reformların da ciddi bir desteğinin olduğu kaydedilmeli.
Siyasetin Alanın Genişlemesi
Bu şekilde yürütülen uzun soluklu mücadeleyle siyaseti alanı bürokratik vesayet aleyhine hem hukuken hem de fiilen genişledi. Bu mücadele ve genişlemenin biryandan siyasetin ufkunu açtığını diğer yandan da siyasetçiler sınıfının tecrübe ve özgüvenini arttırması, güvenlik sektöründeki reformların hayata geçmesi bakımından çok kıymetlidir.
Devamını Oku
30 Ocak 2026 Cuma - 08:24
Devamını Oku
29 Ocak 2026 Perşembe - 09:20
Devamını Oku
27 Ocak 2026 Salı - 08:39