
Namlunun ucundaki profesyonellikten, masadaki diplomatik özgüvene: Türkiye, 'stratejik meydan okuma' dönemine nasıl tam donanımlı girdi? Ordunun sivil denetimi, MİT’in küresel kapasitesi ve iç güvenliğin yeniden inşası...
0:00
--:--
Son Güncelleme: 03 Şubat 2026 Salı - 08:40 | GDH Haber
Temel meselelerde bürokrasinin değil seçilmiş demokratik otoritenin karar vermesi
3 Kasım 2002 sonrası gerçekleştirilen reformlar ve fiilen siyasetin alanının bürokratik vesayet kurumları aleyhine büyümesi, Türkiye’deki temel meselelerin seçilmiş siyasetçiler tarafından tartışılabilmesi, teklifler getirilebilmesi ve nihayet onlar tarafından karara bağlanması imkanını getirdi. Bu yeni imkan aynı zamanda 27 Mayıs 1960 darbesinden itibaren devam edegelen egemenlik savaşının, içeride egemenliğin demokrasi ve hürriyetler zeminde, dışarıda bağımsızlık ve milli menfaatler zemininde kazanılması anlamına da geliyordu. Bu, beraberinde Türkiye’nin Batı ittifakıyla çatışan milli menfaat ve milli güvenlik endişelerini batıya rağmen savunma ve zaman zaman Batılı müttefikleriyle mücadele etme mecburiyetini de gündeme taşıdı. Bu durumda Türkiye, bir bütün olarak dış politika, savunma politikası ve savunma sanayinde milli güvenliğini sağlayacak bir “stratejik özerklik” inşa etme düşüncesini içeride engelsiz bir şekilde daha hızla hayata geçirme ve tahkim etmek için “siyasi temel” ve “siyasi liderlik” şansını yakaladı.
Savunma sanayiinde büyük sıçrama
Türkiye siyasi iradenin kararlığı ve bu dönemde kurulan siyasi istikrar sayesinde, 2007 gibi erken bir tarihten itibaren savunma sanayinde Türkiye’yi batıya bağımlı olmaktan kurtaracak büyük savunma sanayi projelerini hayata geçirecek bir politika değişikliğine yöneldi. Bu politika değişikliğinin sonuçları bir süre sonra şaşırtıcı ve giderek ivmesi artan bir seri ürün ve doktrin değişikliğine yol açtı. Türkiye bu sayede savunma sanayindeki dışa bağımlığı %30 nispetine kadar düşürebildi. Bu sayede stratejik özerkliğin maddi temelleri de ortaya çıkmaya başladı.
İstihbarat reformu
Türkiye Ortadoğu’da ‘Arap Baharı’ öncesindeki sınırları değiştirebilecek, rejim, hatta ve devletleri çökertebilecek küresel stratejik kasırga öncesinde bölgesel iklim değişikliğiyle yaşanabilecek türbülansları öngörerek, evin içini düzenleyerek dış politikadaki değişime hazırlanmak ve iç meselelerin dışarıyla bağlantısını kesebilmek için milli birlik ve kardeşlik sürecini başlattı. Demokratik siyasi iradenin devlet aklı ve kurumlarıyla beraber iş kotarma tecrübesi bakımından da kıymetli olan ve istihbarat eliyle yürütülen bu süreç iç ve dış vesayet odaklarının kampanyasıyla sona erse de, terör örgütünün tecrit edilmesi ve meselelerin milli sınırlar içinde kaması bakımında ciddi bir başarı örneğidir. Bu dönemde MİT’in içeride ve dışarıda kampanyaların hedefi haline gelmesi, stratejik özerkliğin görme, duyma ve tedbir alma imkanlarına yönelik bir saldırı olarak okunmalıdır. Bu saldırı savuşturulduğu gibi MİT bu süreçte demokratik otoritenin emrinde olduğunu gösterdi ve bir dizi istihbarat reformuyla güvenlik reformlarının zemini pekiştirildi. MİT’in sinyal istihbaratı, siyasi iktidarın emriyle yapabileceği görüşme alanın zenginleşmesi, dışarıda operasyon yapabilme yetkisi ve zaman içerisinde kabiliyeti kazanmasıyla stratejik özerkliğin “istihbari akıl” ve “istihbari kapasitesi” geliştirilmiş oldu.
İç güvenlik reformu
Türkiye’nin terörle mücadeledeki tecrübesiyle polis özel harekat, jandarma özel harekat, jandarma komanda ve kara kuvvetleri komanda birliklerinin güçlendirilmesi ve bilhassa FETÖ’nün 17-24 Aralık yargı darbesi teşebbüsünden sonra hızla özel harekat polisleri ve polis yetiştirilmesi FETÖ’nün darbe teşebbüsünün engellenmesinde tarihi tedbirler olarak hazırlanacaktır. 15 Temmuz darbe teşebbüsünün başarısız olmasından sonra güvenlik kuvvetlerinden FETÖ unsurlarının tasfiyesi ve jandarmanın tamamen İçişleri Bakanlığına bağlanması, terörle mücadelenin sivil otorite tarafından yürütülmesi bakımından, hala takdir edilmeyi bekleyen bir reform olarak tarihteki yerini almıştır. Bu reformlar ve güçlü iç güvenlik mimarisi, stratejik özerkliğin “iç güvenlik dinamiğini” teşkil etmektedir.
Ordunun sivil denetimi reformu
15 Temmuz sonrasında tasfiyelerle beraber seçilmiş demokratik ve sivil otoritenin denetimi altına giren bir dizi reformla ordunun yaşadığı büyük dönüşümle stratejik özerkliğin, “askeri ayağı” da tamamlanmış oldu. Askeri yüksek mahkemelerin kaldırılması, askeri eğitimin Milli Savunma Üniversitesine devri, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlıklarının Milli Savunma Bakanlığına bağlanması, Milli Savunma Bakanlığı bürokrasisinin sivilleşmesi, askeri liselerin kaldırılması gibi reformlar hem demokratikleşme hem de ordunun kendi görev alanına çekilerek etkinlik ve verimliliğin artması bakımından çok önemli sonuçlar doğurdu. Bu arada daha önce başlayan ordudaki profesyonelleşmenin ivmesini artması da, ordunun gücünü arttırdı.
Sonuç: Reformların milli güç çarpanıyla sahadan masaya yansıması
Irak, Suriye, Libya, Karabağ, Doğu Akdeniz harekatları ordu, istihbarat, savunma sanayi ve iç güvenlik reformlarının sadece kağıt üzerinde kalmadığını, sahayı değiştirecek bir milli güç çarpanı ürettiğini, milli güç unsurlarının siyasi iradenin yönetimindeki işbirliğinin ürettiği sinerjiyi, özgüveni ve bu haliyle de stratejik özerkliğin ete kemiğe büründürdüğünü bütün dünya görmüş oldu. Türkiye dünyanın içine girdiği stratejik meydan okuma ve bilinmezlik iklimine demokratikleşme, reformlar ve güçlü güvenlik mimarisiyle hazır bir şekle giriyor. Bu bakımdan Türkiye’nin şimdiye kadar haksız ve ölçüsüz şekilde eleştirilen güvenlik reformları ve güvenlik politikasının haklılığı, öngörme kabiliyeti ve Türkiye’yi koruma kapasitesi bugün açık bir milli güç ve başarı üretmiş durumda...
Devamını Oku
02 Şubat 2026 Pazartesi - 10:51
Devamını Oku
02 Şubat 2026 Pazartesi - 10:49
Devamını Oku
02 Şubat 2026 Pazartesi - 08:58