
Batı ittifakı çatlıyor, ABD müttefiklerine bile "acımayacağı" yeni bir doktrine geçiyor. Kanada Başbakanı Carney’nin Davos’taki sarsıcı itirafı aslında bir dönemin cenaze ilanı mı?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 23 Ocak 2026 Cuma - 08:37 | GDH Haber
Jeopolitik ve ideolojik deprem bütün dünyayı ama özellikle Batı’nın içindeki dengeleri şiddetle sarsmaya devam ediyor. Genel olarak Batı sanayi devriminden sonra yakaladığı muazzam üretim üstünlüğünü artan bir ivmeyle nisbi olarak kaybediyor. Bu güç kaybı Batı içindeki ittifakın dengesini bozuyor...ABD ile Avrupa’nın arası giderek açılıyor. Avrupa, ABD’ye göre daha fazla güç kaybediyor. ABD artık Avrupa’nın yükünü ve maliyetini karşılamak istemiyor. ABD güç kaybını tersine döndürebilmek ve Çin ile rekabet etmek için ulusal güvenlik stratejisini ve ticaret politikasını değiştiriyor. Bu vadide ABD Batı yarım kürede tam bir egemenlik kurmak istiyor. ABD bunu sözde bırakmayacağını Venezuela’ya düzenlediği askeri harekat ile fiilen gösterdi. ABD Latin Amerika’ya müdahale dışında; Panama kanalı, Grönland ve Kanada’da egemen olmak ve hatta buraları ABD’ye dahil etmek istediğini ilan etti.
2025 sonunda açıklanan Ulusal Güvenlik Strateji Belgesiyle bir süredir ABD Başkanı Trump’ın ifade ettiği görüşlerin, artık ABD devletinin doktrinine dönüştüğü görüldü. Bu yeni doktrin, Almanya Başbakanı Merz’in dediği gibi ABD barışının sona ermesi, ABD’nin ulusal çıkarlarını çok sert bir şekilde savunması anlamına geliyor ve bunu sadece Trump ile ilişkilendirmek hatalı olacaktır. ABD ulusal güvenlik ve ulusal refahını korumak için sadece rakip veya düşmanlarına değil, müttefik yahut eski müttefiklerine de acımayacağı anlaşılıyor.
ABD’nin Avrupa ve Batı yarımküredeki müttefikleri, artık ABD’den kaynaklanan “müttefik tehdidine” karşı ne yapabileceklerini tartışmaya başladılar. Çünkü İngiltere, Fransa ve Almanya gerileyen süper güçlerin ne kadar tehlikeli ve saldırgan olabileceklerini sadece dünya tarihinden değil, kendi yakın tarihlerinden de biliyor olmalılar… İkinci Dünya Savaşından sonra güçlerini kaybeden İngiltere ve Fransa’nın Süveyş kanalı macerası hala çok taze…
Janan Ganesh, The Financial Times’da “Gerileyen Bir Süper Güce Karşı Her Zaman Dikkatli Olun” başlıklı yazısında şöyle diyor:
“Her zaman aşağı doğru hareket edenlere dikkat edin. Doğduğumuzdan daha iyi bir hayat yaşayan bizler, tam tersi yöne gitmenin travmasını anlamaya bile başlayamayız. Statüdeki küçük bir düşüş, mutlak konumları iyi kalsa bile insanları alt üst edebilir. Seçimlerde Nasyonel Sosyalistlere yönelenler, Weimar krizinde birikimlerini kaybeden orta sınıf oldu; en kötü durumda olanlar değil. Jeopolitikte de aynı süreç en büyük ölçekte yaşanır. Rusya'nın Ukrayna'daki savaşı, Sovyetler Birliği'nin çöküşünden bu yana azalan statüsüne bir reaksiyon değilse nedir?”
Ganesh, Başkan Bush’un da “kurallara dayalı liberal düzen”den, Uluslararası Ceza Mahkemesinden vs rahatsızlığını hatırlatarak meselenin Trump ile sınırlı olmadığını; meselenin bu bakımdan yapısal ve ABD’nin gerileme süreciyle ilişkili olduğunu vurguluyor. Yazı şöyle başlıyor: “Normal bir liderlik altında bile, statü kaygısı taşıyan bir ABD, sert tepkiler verecektir.” Şöyle de bitiyor: “Trump öfkeyi tercih ediyor, ama onun yerinde olan diğer liderler de aynısını yapardı.”
Peki gerileyen bir süper güç olan ABD’ye karşı Batılı ülkelerine yapabilir? Ne yapacak? Müttefiki ve komşusu süper güç ABD’nin baskı ve tehdidini çok yakından hisseden Kanada’nın eski başbakanı Justin Trudeau’nun istifasından sonra, Kanada Başbakanı olan Mark Carney’in 20 Ocak 2026’da Davos’ta Dünya Ekonomi Forumunda yaptığı konuşma bu krizde bir kopuşun habercisi olabilir mi?
Kanada Başbakan Carney açıkça güzel bir dönemin bittiğini, dünya düzeninde bir kırılma yaşandığını ve büyük jeopolitik güçlerin bir sınırlamaya tabi olmadığı acımasız bir dönemin başladığını söyleyerek konuşmasına başlıyor. Bu tespit aslında Almanya’nın eski Başbakanı Scholz, yeni Başbakanı Merz yahut Macaristan Başbakanı Victor Orban’ın daha önceki tespitlerini teyid ediyor. Carney, Thucydides’e atıfla antik dönemden beri bilinen şu sert gerçeği söylüyor: “Her gün, büyük güç rekabetinin hüküm sürdüğü bir çağda yaşadığımızı, kurallara dayalı düzenin giderek zayıfladığını, güçlülerin yapabileceklerini yaptığını ve zayıfların katlanmak zorunda olduklarını hatırlatılıyor bize.”
Carney sonra eski düzenin bir resmini eleştirel bir şekilde çiziyor:
“On yıllarca, Kanada gibi ülkeler, kurallara dayalı uluslararası düzen olarak adlandırdığımız yapı altında refah içinde yaşadılar. Kurumlarına katıldık, ilkelerini övdük ve öngörülebilirliğinden faydalandık. Onun koruması altında değerlere dayalı dış politikalar izleyebildik. Uluslararası kurallara dayalı düzenin öyküsünün kısmen yanlış olduğunu biliyorduk. En güçlü olanların işlerine geldiğinde kendilerini muaf tutacaklarını, ticaret kurallarının asimetrik bir şekilde uygulandığını ve uluslararası hukukun, suçlanan veya mağdurun kimliğine bağlı olarak değişen bir titizlikle uygulandığını biliyorduk. Bu kurgu faydalıydı ve özellikle Amerikan hegemonyası, açık deniz yolları, istikrarlı bir finansal sistem, kolektif güvenlik ve anlaşmazlıkların çözümü için çerçevelere destek gibi kamu yararları sağlamaya yardımcı oldu”
Carney kendimize yalan söyledik, artık söylemeyelim diyor ama samimiyetinin inandırıcılığı ve Kanada gibi ülkelerin eski düzen içindeki büyük suçlardaki işbirlikçiliğinin böyle geçiştirilemeyeceğini şimdiden söylemek lazım.
Kanada Başbakanı Carney’in konuşmasındaki yenilik, süper güçlerin kuralsızlığına karşı orta güçleri düzen içinde, ilkeli ve pragmatik bir şekilde bir ittifak halinde hareket etmeye çağırması…
“Kanada'nın başka bir özelliği daha var: yaşananların farkında olması ve buna göre hareket etme kararlılığı. Bu kopuşun sadece uyum sağlamaktan daha fazlasını gerektirdiğini anlıyoruz. Dünyanın olduğu gibi dürüstçe ele alınmasını gerektiriyor. Eski düzen geri gelmeyecek. Bunun için yas tutmamalıyız. Nostalji bir strateji değildir. Ama bu kırılmadan daha iyi, daha güçlü ve daha adil bir şey inşa edebiliriz. Bu, kalelerle dolu bir dünyadan en çok kaybedecek ve gerçek iş birliğine dayalı bir dünyadan en çok kazanacak olan orta güçlerin görevidir. Güçlülerin gücü vardır. Ama bizim de bir şeyimiz var: rol yapmayı bırakma, gerçeği adlandırma, kendi içimizde gücümüzü inşa etme ve birlikte hareket etme kapasitesi. Bu, Kanada'nın izlediği yoldur.”
Carney, stratejik özerklik ve egemenliğin bedelini klasik risk yönetimiyle ödeyecek orta güçlerin ittifakını teklif ediyor... Finlandiya Başbakanı Alexander Stubb'ın "değerlere dayalı gerçekçilik" dediği yaklaşımı, “ilkeli ve pragmatik” olarak adlandırıyor. Süper güçlere karşı bir dayanışma, tutarlık öneriyor. Kanada’nın bu istikametteki yaptıklarından, işleyen demokratik sisteminden ve ekonomik potansiyelinden bahsediyor… Üstelik bütün bunları eski Batı ittifakının ekonomik forumundan söylüyor. Bakalım Kanada bu projenin arkasını getirebilecek mi? Diğer orta güçlerin ve ABD başta olmak üzere diğer süper güçlerin buna tepkisi ne olacak? Kanada ve Avrupa’nın batı dışındaki dünyaya, İslam dünyasına, Türkiye’ye ve Gazze’ye karşı önyargısı değişecek mi? Böyle bir eski düzen eleştirisinde, ilkelere vurgu yaparken Filistin’den, Gazze’den hiç bahsedilmemesi, İsrail’in bir kere dahi kınanmaması Carney’in samimiyet testinden kalması anlamına gelmez mi? Dünyadaki jeopolitik ve ideolojik deprem devam ediyor…
Devamını Oku
26 Ocak 2026 Pazartesi - 08:30
Devamını Oku
22 Ocak 2026 Perşembe - 08:28
Devamını Oku
21 Ocak 2026 Çarşamba - 08:44