


Şöyle geriye dönüp baktığımızda, bürokrasinin jandarmalarının birer işkence zebanileri olduğunu görürüz. Bana öyle geliyor ki, Türk halkının bürokrasiden çektiğini dünyanın hiçbir halkı çekmemiştir.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 11 Eylül 2025 Perşembe - 10:14 | GDH Haber
İzmir'deki Teftiş: Valimiz İyidir...
Atatürk'ün şikayetler karşısında Kazım Dirik'i ilk teftişi Serbest Fırka tecrübesinden sonra çıktığı yurt gezilerinde olmuştur. Hatırlanacağı üzere Serbest Fırkanın en büyük destek aldığı illerden biri İzmir'di... Bunda Kazım Paşanın valiliği sırasında yaptıklarının büyük bir etkisi olduğu ve halkın tepkisini Serbest Fırkayı hararetle destekleyerek ortaya koyduğu anlaşılıyor.
Bu destek karşısında da Serbest Fırka aleyhinde sert tedbirler alan Kazım Paşa, Fırka Genel Başkanı Fethi Okyar'ın konuşacağı mitinge, ancak Atatürk'ün emriyle izin vermiştir.
Serbest Fırka konuyu TBMM'ye taşımış ve muhalif basında Kazım Paşa aleyhinde yayınlar görülmüştür. Atatürk, İzmir'e gelince Kazım Paşanın evraklarına baktığını ve her şeyin muntazam olduğunu kamuoyuna ve Başbakan İnönü'ye bildirmiştir. Tabii demokrasi ve basın hürriyeti olmayınca, yukarıdakileri evrak üzerinde kandırmak kolaydır.
Trakya Teftişi, Demokrasi Olmayınca, Halk Susar
Atatürk'ün ikinci teftişi, Kazım Paşanın Trakya umumi müfettişi/valisi olduğu dönemde artan şikayetler karşısında gerçekleşmiştir. Tabii rejim yine demokratik olmadığından, şikayetler ancak diğer bürokratlar ve CHP yetkililerinden gelmektedir.
İşin içinde halk olmadığından, bu tür şikayetler kimi zaman şahsi çekişme ve mücadelelerden kaynaklanabildiğinden, şikayetlerin inandırıcılığı azalmaktadır. Bu yüzden Atatürk de, bu şikayetlere mesafeli yaklaşmaktadır. Teftişin hikayesini Cumhurbaşkanlığı genel sekreteri olan Hasan Rıza Soyak'ın kaleminden okuyalım:
“Atatürk, kadına yaklaştı; aralarında şöyle bir konuşma oldu:
-Bu çocuk kimin?
-Oğlumun, yani benim torunum…
-Niçin ağlıyor?
-Kalabalıktan ürktü de...
-Babası nerede?
-Asker!
-Ya anası?
-Biraz keyifsizlenmişti, sıhhiye memuru geldi, bir şey yapamadı; gitti, kasabadan doktor getirdi. Doktor da burada iyi olamaz dedi... Gelinimi alıp Tekirdağ'ındaki hastaneye götürdü; şimdi oradadır.
-Kendisini hiç yokladın mı, şimdi nasıl?
-Evet! Gittim, gördüm. Allah'a şükür iyileşmiş; belki bir, iki güne kadar hastaneden çıkacak, eve gelecek...
O sırada karısının görüştüğü kimsenin, kim olduğunu öğrenen 80'lik ihtiyar adam, söze karıştı; gözlerinin görmediğini, doktorların bir şey yapılamaz dediklerini söyledi ve ameliyat yapılması için doktorlara emir vermesini rica etti.
Atatürk:
-Doktorlara emir verilemez; mamafih yanımda bulunana müfettiş Paşadan rica edelim, seni İstanbul'a göndersin; bir kere oradaki doktorlara da muayene ettirsin"cevabını verdi ve ihtiyarların duaları arasında onlara veda etti.
İstasyona dönüyorduk; bana doğru biraz eğilerek yavaş sesle:
-Gördün ya... Peker işte bunlardan şikayet ediyor; hayret...dedi ve istasyona girince de:
-Artık burada işimiz kalmadı; doğru İstanbul'a… emrini verdi.”
Görüldüğü gibi teftiş şikayetin esas kaynağı olan köylere ulaşmadan istasyonda sona eriyor ve halk şikayetlerini dile getiremiyor. Liderler ise, bu suskunluk karşısında doğru bilgilere ulaşamıyorlar.
Peker Israr Edince: Hadi Bakalım...
Bu tuhaf teftiş olayından bir iki gün sonra olanları yine Rıza Soyak anlatıyor:
“Çankaya Köşkünde, yatak odasında Atatürk ile Recep Peker'in, tekrar bu konu üzerinde, bir konuşmalarına şahit oldum. Recep Bey yine Kazım Paşanın müfettişlikten uzaklaştırılması için emir almağa çalışıyordu; elinde bir dosya vardı, Atatürk sordu:
-Elindeki dosya nedir?
Recep Bey de:
-Kazım Paşaya ait şikayet dosyası Paşam, cevabını verdi ve dosyayı açıp bir takım kağıtları okumak istedi; Atatürk müdahale etti:
-Dur! Bana yalnız şikayetin esasını söyle, kafi...
Peker, kağıtlar arasından bir mektup çıkardı; bu mektup o zaman Edirne mebusu olan rahmetli Faik Kaltakkıran'dan geliyordu; onu okumaya başladı.
Mektubun hülasası şuydu: Bilmem hangi nahiye müdürü, bir köyün kahvesinde oturuyormuş...Yanındaki masada iki köylü konuşup dertleşiyorlarmış..Bu arada Köy Kanununa göre kendilerinden istenilen hizmet ve paranın ağırlığından bahsetmişler...
Nahiye müdürü, köylülerin bu konuşmasını Faik Beye hikaye etmiş; o da Parti Genel Sekreterliğine bildiriyordu.
Atatürk'ün sabrı tükenmişti; ayağa kalktı:
-Aman efendim aman...dedi. Sizin bütün işleriniz böyle esaslara, bu kabil pestenkerani (baştan savma) vesikalara mı dayanır; yeter artık Recep! Kendini üzme, beni de beyhude yere meşgul etme...
Sana evvelce de söyledim, aldığın malumatı, daha başkaları varsa onları da katarak bu vesikayı Vekile verirsin; o lüzum görürse, müfettiş gönderir; Kazım Paşanın yaptıklarını teftiş ettirir; icap ederse resmi tahkikat açılır. Çıkacak neticeye göre hakkında kanuni muamele yapılır; bunun başka yolu yoktur. Hadi, şimdi kağıtları topla.”
"Bürokratik Oligarşi"
Atatürk’e şikayetler daha sonra Peker'in ısrarı, görevden alınmasına yol açacaktır. Görüldüğü gibi, bu döneme "tek parti yönetimi" demek doğru değildir. Çünkü bir tek parti olduğu doğrudur ama bu partinin memleketi yönettiğini söylemek doğru değildir.
Bu dönemin esas yöneticileri, şeflerle beraber bürokratlardır. Demokrasi olmayınca, bürokrasinin denetlenmesi mümkün olamamakta, şikayetler bürokrasinin iç hesaplaşmasına alet edilmekte ve halk suskunluğa mahkum edilmektedir.
Liderlerin iyi niyeti, bürokrasinin yolsuzluklarıyla mücadelesinde yeterli olmamaktadır. Bu yüzden yolsuzların önüne geçilmesi, bürokrasinin denetlenmesi ve hesap verebilmesi için demokrasi vaz geçilmez önemdedir. 14 Mayıs 1950’deki ilk serbest seçimin sonuçlarını bu açıdan değerlendirmek lazım. Bakın Yaşar Kemal ne demiş?
Yaşar Kemal’e Göre Halkın Bürokrasiden Çektiği
“Türkiye’de 1950’de halkın oyu ile gerçekleştirmeye çalıştığı demokrasiye ben biçimsel de olsa saygılıyım. Halk, 1950 yılında ne yaptı? (14 Mayıs 1950 seçimlerini kastediyor) Kendisini 700 yıldır ezen bürokrasiyi oylarıyla yönetimden uzaklaştırdı.
Şöyle geriye dönüp baktığımızda, bürokrasinin jandarmalarının birer işkence zebanileri olduğunu görürüz. Bana öyle geliyor ki, Türk halkının bürokrasiden çektiğini dünyanın hiçbir halkı çekmemiştir.
Anadolu halkı tarihin en büyük zulmü altında inlemiş ve fırsat bulur bulmaz bürokrasiyi devirmiştir.” (Yaşar Kemal’den aktaran Kazım Berzeg, Liberalizm Demokrasi Kapıkulu Geleneği, s.153)
Devamını Oku
15 Mayıs 2026 Cuma - 10:29
Devamını Oku
12 Mayıs 2026 Salı - 10:09
Devamını Oku
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 11:33