
Soğuk Savaş’tan NATO üyeliklerine, Fener Rum Patrikhanesi'nin Batı tarafından nasıl bir araca dönüştürüldüğüne ve Türkiye’nin bu jeopolitik satrançta unuttuğu "yerli ve milli" kale olan Türk Ortodoks Patrikhanesi'ne dair sarsıcı gerçekler.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 15 Ocak 2026 Perşembe - 08:40 | GDH Haber
Fener Rum Patrikhanesi Misak-ı Millî kararını alacak olan son Meclis-i Mebusan seçimlerine katılmama kararı alarak, bir beyanname yayınlamıştır. Bu beyanname karşısında Keskin'de metropolit vekili olan Papa Eftim beyannameyi protesto ederek, seçimlere katılma kararı almış ve ikinci seçmen olarak Meclis-i Mebusan seçimlerine katılmıştır. Bunun üzerine Fener Rum Patrikhanesini fiilen yöneten Yunan subayları Papa Eftim'i tutuklatarak İstanbul'a getirtmeye çalışmışlar, ancak Ankara Valisi Muhiddin Paşa bu kararı uygulamamıştır. Bu şekilde Millî Mücadeleye katılan Papa Eftim, Keskin'de yapılan bir mitingle İstanbul hükümetini tanımadığını ve Mustafa Kemal Paşa'dan emir alacağını ilan etmiştir. Daha sonra TBMM ve Mustafa Kemal Paşa ile ilişkilerine devam eden Papa Eftim, TBMM önünde toplanan bir mitingde Mustafa Kemal Paşa'nın arzusu üzerine bir konuşma yapmıştır.
Papa Eftim Ankara hükümetinin izni ve işbirliğiyle Kayseri'de bir kilise kongresinin toplanmasına öncülük etmiştir. Kongrede Fener Rum Patriği Meletyos Metaksis'in kanunlara uygun bir şekilde seçilmediği ve Papa Eftim'in (Erol) "Anadolu Ortodoks Kilisesi Umumî Vekili ve Murahhası"lığa tayini, Fener Rum Patrikhanesi'nden bağımsız ve TBMM'ne tabî bir kilise kurulduğu kararı alınmıştır.
Kongrenin genel sekreterliğini yapan İstamat Zihni (Özdamar) açış konuşmasında şöyle demektedir:
"Irken, lisanen, tebaen, adeten Türk-İslamlarla millet ve uhde halinde bir aile evladı olduğumuzu ve Fenerin tavr-ı vaziyetinden mütevellid tabiyül husül [tabiî olarak olan, çıkan] dahilî iğbirar [gücenme] ve münaferat [nefretler] sebebiyle haricî kuvvetlerin yabancı ellerin müdahalesine hiçbir kanun müsaade etmeyeceğini ve biz kalil [az] Türk Ortodoks milleti Avrupa'dan garb aleminden istihlas [bir şeyi kendine mahsus kılmaya çalışma] sadedinde günâ müracaat ve istimdadımız olmadığını [yardım istemediğimiz] ve olamayacağını ve zira Anadolu'da esir ve hakir ve zelil değil hür ve serbest yaşadığımızı mükerreren Avrupa hükûmatna [hükümetlerine] alem-i medeniyete ilan etdi, ediyor ve daima edecektir."
Haftada bir yayınlanan ve "Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine tâbi umum Anadolu Ortodokslarının Kilise Kongresi'nin mürevvic-i efkârıdır" ibaresiyle çıkan Anadolu'da Ortodoksluk Sadası adlı gazetedeki "Anadolu Türktür" yazısında yer alan şu ifadeler dikkat çekicidir:
"Türkler Anadolu'ya Selçuk hükümetini teşkil edenler ile ve Ertuğrul Gazi ile gelmiş değillerdir. Kablettarih eski zamanlardan beri Anadolu'da Türk ırkı vardır. Anadolu'nun ilk sâkinleri, tarihin gösterdiklerine göre Turanîlerdir..
Avrupa'nın en maruf müverrihlerinden Masperu ve Dumurgaz, Anadolu'nun kadim ahalisinin Turanlı olduklarını ve milâddan dört bin yıl evvelden böyle olduğunu iddia ediyorlar. Şu halde Anadolu'da en eski zamandanberi Turanlı milleti vardır.
...
İşte, ırkan, lisanen, âdeten Türk, diyaneten Ortodoks olan biz Türk Ortodoksların Türklüğünde hiçbir kimse iştibah edemiyeceğinden, gerek ekalliyet, gerek mübadele hususatının bizlere şümulü olamıyacağı emr-i tabii bulunduğunu Avrupa bilmelidir."
"Irken, lisanen, âdeten Türk" olduklarını iddia etmelerine rağmen Anadolu'da yaşayan Karamanlı, Karamanlı Rum, Türkçe konuşan Ortodokslar ve "Türk Ortodoksu" olarak adlandırılanlar da mübadele hükümlerine tabî olarak Yunanistan'a gönderilmişlerdir. Ancak Türk Ortodoks Patrikhanesinin kurulmasına önayak olan Papa Eftim ve İstamat Zihni gibi pek az kişi mübadeleden istisna edilmişlerdir. Hatta maalesef Papa Eftim’in yakınları dahi mübadaleye tabi tutulmuşlar, bu tür hatalar Türk Ortodoks Kilisesini ve cemaatini zayıflatmıştır. Yunanistan’a gidenlerin de oralarda ciddi uyum sorunları yaşadıkları ve Türk tohumu diye dışlandıkları bilinmektedir. Mübadele kararıyla beraber Anadolu'da Ortodoksluk Sadası kapanmış ve Papa Eftim, İstamat Zihni ve yakınları da İstanbul'a göç etmişlerdir.
Papa Eftim İstanbul'da mübadele dışında bırakılan İstanbul Ortodoks Rumları arasında da faaliyetlerine devam etmiştir. Ancak Fener Rum Patrikhanesi karşısında zaten az olan cemaati giderek göç kaybetmiştir. Cemaatin elliye kadar düşen sayısı ile İstanbul'daki Rum Ortodoks cemaati ve cemaat müesseseleri üzerinde hakimiyet kurmak ve Rum Patrikhanesiyle rekabet etmek giderek imkânsız hale gelmiştir. Bu gerçekçi değerlendirmeler, resmî raporlara da yansımıştır.
CHP Genel Sekreteri Saffet Bey'in üst yazısıyla parti mıntıka müfettişi Hakkı Şinasi Paşa'nın hazırladığı 21.7.1930 tarihli raporda , Müstakil Türk Ortodoks Kilisesi Başpapazı Papa Eftim'in Başbakan İsmet Paşa'ya yaptığı başvuru değerlendiriliyor ve gerçekçi bulmuyor.
1935 yılında CHP tek parti yönetimi gayrimüslim cemaatlerden 4 müstakil mebus seçiyor, bunlardan biride Türk Ortodoks camiasından Istamat Zihni Özdamar olacaktır… Ancak bu seçim öncesinde Papa Eftim ile Istamat Özdamar’ın arası bozulacak, bu da zaten küçük bir cemaate dönüşmüş olan Türk Ortodokslarına zarar verecektir. 1930’larda Türkiye ile Yunanistan ilişkilerinin düzelmesi, hatta bir altın devir yaşaması Türk Ortodoks Kilisesinin hareket alanını daraltacaktır. Kiliseye bir ara Romanya’daki Gagavuzların Türkiye’ye okumak için getirilmesi projesi etrafında yeni bir misyon düşünüldüyse de, bu da başka sebeplerle tavsayacaktır. İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki soğuk savaş döneminde de Türkiye- Yunanistan’ın NATO üyelikleri ve ABD’nin Rum Ortodoks Partikhanesini Rusya’ya karşı kullanmak için güçlendirmeye çalışması, Türk Ortodoks Kilisesinin hareket alanını daha da daraltacaktır.
Rum Ortodoks Kilisesinin Batı tarafından uluslararası siyasette bir araç olarak kullanılması tarihe mal olmuş bir mesele değil… Hem ABD hem de Avrupa Rusya ile yaşadıkları problemlerde bu araçtan vazgeçmek istemeyecektir. Daha dün OdaTv’de yer alan şu haber, bu bakımdan dikkat çekicidir:
“Rusya Dış İstihbarat Servisi, yayımladığı raporda Fener Rum Patriği Bartholomeos’u “cübbeli deccal" ve "şeytanın vücut bulmuş hali” gibi ifadelerle hedef aldı. Ukrayna’dan sonra Baltık ülkelerinde Moskova Patrikhanesi’ni zayıflatmaya çalıştığını ve bu süreçte İngilizlerden destek aldığını öne sürdü.”
Türkiye’nin bugünkü şartlarda elindeki kozları gerçekçi bir şekilde stratejik açıdan yeniden düşünmesi ve bu tarihi hatıraya sahip çıkması yerinde olacaktır.
Devamını Oku
14 Ocak 2026 Çarşamba - 09:34
Devamını Oku
13 Ocak 2026 Salı - 08:54
Devamını Oku
09 Ocak 2026 Cuma - 08:39