
Bugünlerde yaşanan iç tartışmalar, kadim bir soruyu yeniden gündeme getirdi: Türk Ortodoksları kimdir? 1922 yılında Bakanlar Kurulu’na sunulan ama rafa kaldırılan o meşhur kanun tasarısı, Türkiye’nin azınlık politikasını nasıl değiştirecekti?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 14 Ocak 2026 Çarşamba - 09:34 | GDH Haber
Geçtiğimiz günlerde Türk Ortodoks Kilisesi etrafında kamuoyuna yansıyan bir iç tartışma yaşandı. Bu tartışmayı medyadan takip edebilirsiniz. Bu tartışma vesilesiyle Türk Ortodoks Kilisesi’nin kuruluş tarihine ve tartışmalarına bakalım.
Türklerin bir kısmı Müslüman olmadan farklı dinlere girmiştir. Müslüman Türkler Anadolu, Balkanlar ve Karadeniz havzasını fethetmeden önce bu bölgelerde yaşayan Hıristiyan Türkler, daha sonra da dinlerini ve bir kısmı itibarıyla da dillerini koruyarak hayatlarına devam etmişlerdir. Birinci Dünya Savaşında ve Millî Mücadelede Türk milliyetçiliğinin hâkim ideoloji haline gelmesiyle, bu konuya da "milliyetçilik" açısından bakan bazı yaklaşımlar olmuştur. Cami Baykurt'un 1918 senesinde konunun tarihî gelişimini ele alan yazı ve risalelerinin, 1922'de ilavelerle kitaplaştırılması buna bir örnek teşkil etmektedir. 1932'de kitabın genişletilmiş ikinci baskısına Cami Baykurt'un yazdığı önsöz bu durumu özetliyor:
"Harbiumumî ve onu yakından takip eden senelerde Hıristiyan Türkler meselesi Türkiye’nin ehemmiyetle telakki edeceği bir iş olabilirdi; buna dair bir uyanıklık da görülmüştü. Fakat bu gün mesele, İstanbul’da sayısı çok az bir ekalliyetle [Türk Ortodoks Kilisesi camiasını kastediyor] teallük ettiğinden, bu cihetce, ehemmiyetini kaybetmiş ise de tarihî bir tez olarak ehemmiyetini muhafaza etmiştir."
Konunun tarihî bir tez olarak önemini koruduğu, Tarih Kongresine sunulan tebliğlerden ve diğer yayınlardan da görülecektir. Ancak konu bir tarihî tez olmanın ötesinde tarihin millî kimliği inşa etmekte rolü düşünülürse, Türk millî kimliğinin oluşturulmasıyla ilgisinin yanında, içerideki azınlıkların Türkleştirilmesi ve rahatsız olunan Rum ve Ermeni patrikhanelerinin etkilerinin azaltılmasıyla da ilgilidir. Dışarıda da Ortodoks kökenli Türkler üzerinde "kontrol" sağlamak ve onları Türkiye'ye getirmek yönündeki teşebbüsler olacaktır. Bu teşebbüslerin de Türk millî kimliğinin inşasıyla ilgisi ortadadır.
I. Dünya Savaşını takiben İstanbul'un ve Batı Anadolu'nun işgal edilmesinden sonra, işgale uğramamış bölgelerdeki Ortodoks Hristiyanları bir ikilem karşısında kalmışlardır. Bir yanda işgalci Yunan güçleri, işgali destekleyen ve ruhanî olarak bağlı oldukları Fener Rum Patrikhanesi, bir yanda da hayatlarını devam ettirdikleri yerlerde ortaya çıkan ve giderek TBMM etrafında merkezîleşen Türk direniş hareketi. Direniş hareketi ve Ankara'daki TBMM hükümetinin de kendi egemenliği altındaki Ortodoks Hıristiyanları "kazanmak" ve dışarıya karşı da onların kötü muameleye maruz kalmadıklarını göstermek ihtiyacı vardır. Bu şartlarda, Müstakil Ortodoks Patrikhanesinin kuruluşu şu şekilde gelişmiştir.
Türk Ortodoks Patrikliği Kurulması Hakkında Kanunlaşamayan Bir "Kanun Tasarısı"
TBMM Hükümeti, Anadolu Hıristiyanlarının "neslen Türk" olduklarını dikkate alarak, onları Fener Rum Patrikhanesinden ve etkilerinden korumak için ayrı bir "Anadolu Patrikliği"nin kurulup kurtarılmalarının mümkün olup olmadığının Adalet Bakanı Celaleddin Arif Bey tarafından takdir edilmesine 5.1.1337 (1921) tarihinde karar vermiştir. Adalet Bakanlığı bu konuda bir kanun tasarısı ve gerekçesi hazırlayarak, 26.7.1338 (1922) tarihinde Bakanlar Kurulu'na sunmuştur. Kanun tasarısının birinci maddesi şöyledir:
"Türk Ortodoks Cemaatinin umur ruhaniyelerini idare etmek ve diğer kiliselerden müstakil olmak üzere bir Türk Ortodoks Kilisesi tesis olunmuştur. İş bu kilisenin baş riyaset ruhaniye makamı Kayseri şehridir."
Kanun tasarısının ikinci maddesi, Türk Ortodoks Kilisesine bağlı Psikoposlukları saymaktadır ki bunlar Anadolu'yla sınırlı olmayıp İstanbul ve Edirne'yi de içine almaktadır: "İstanbul, Edirne, İzmir, Ereğli, Ankara, Amasya, İznik, Üsküdar, İzmit, Antalya, Akşehir, Aynur, Aydın, Gözlühisar, Edremit, Bursa, Tire, Çeşme, Çatalca, Diyarbekir, Halep, Kuşadası, Kars, Kubudağı, Konya, Trabzon, Gümüşhane, Mardin, Gelibolu, Meifefe, Niksar."
Onbeş maddeden oluşan kanun tasarısının devamında Kilisenin teşkilatı ve nasıl çalışacağına ilişkin düzenlemeler vardır. Kanun tasarısının gerekçesi dönemin iktidar çevrelerinin konuya bakış açısını yansıtmaktadır. Gerekçeye göre, Rum Patrikliği İstanbul'un fethiyle kendisine tanınan imtiyazları kötüye kullanarak Rumluk davası gütmüş ve Türk, Bulgar ve Sırp Ortodokslarını Rumlaştırma politikası izlemiştir. Bunun sonucunda Bulgar ve Sırp Ortodoksları Rum Patrikhanesinden ayrılarak kendi millî kiliselerini kurmuşlardır. Türkçe konuşan Türk Ortodoksları da Rumlaştırılmaya çalışılmaktadır. Bunu önlemek ve Türk Ortodokslarının taleplerini yerine getirmek üzere, Türk Ortodoks kilisesinin kuruluşu için bir kanun tasarısı hazırlanmıştır.
Bakanlar Kurulu'nda görüşülen kanun tasarısı, uzmanlar tarafından yeniden düzenlenmesi için Adalet Bakanlığı'na iade edilmiş, ancak bundan sonra kanun tasarısı kanunlaşmadan kalmıştır. Kanunla kurulması öngörülen Türk Ortodoks Kilisesi ise Kayseri'de Papa Eftim'in çabasıyla toplanan Kongre kararı ile kurulmuştur. Türk Ortodoks Kilisesi'nin kanunla kurulması düşüncesinden neden vazgeçildiği araştırılmaya değer bir konu olmakla beraber, büyük bir ihtimalle mübadelenin daha o zamanlardan düşünülmesi yüzünden Kilisenin kanun yoluyla kurulmasından vazgeçilmiştir.
Devamını Oku
13 Ocak 2026 Salı - 08:54
Devamını Oku
09 Ocak 2026 Cuma - 08:39
Devamını Oku
08 Ocak 2026 Perşembe - 11:10