
Görgü, bir üstünlük kurma aracı mı yoksa toplumun sağlıklı kalma refleksi mi? Bedri Usta’nın müşterisini "alay malzemesi" yapmasıyla alevlenen tartışmayı, Thorstein Veblen’in "Aylak Sınıfı" ve Hobsbawm’ın "İcat Edilmiş Gelenekleri" üzerinden okuyoruz.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 09 Ocak 2026 Cuma - 12:32 | GDH Haber
Nevzuhur bir şey değildir; Thorstein Veblen 1899 yılında “Aylak Sınıfının Teorisi” adıyla kitabını dahi yazmıştır, görgüsüzlük ve sonradan görmelik aşina olduğumuz beladır. Sosyal medya diye bir şey yoktu da eskiden her gün gözümüze sokulmuyordu sadece görgüsüzlerin ve sonradan görmelerin acayiplikleri. Bir yanıyla aristokratların ayrıcalıklarını kaybetmesi sonrası bir dönemde giderek zenginleşen burjuvalarla aralarına bir vehmi ayrım koyabilmek için sanal olarak icat ettikleri bir şeydir görgü kuralları. İngiliz tarihçi Eric Hobsbawm “Geleneğin İcadı” isimli eserinde binlerce yıllık sanılan geleneklerin aslında 19. ve 20. yüzyılda belirli hedeflerle icat edildiğini çok güzel açıklar. Hayaliniz bu duruma biraz daha yaklaşsın isterseniz, dinledikçe gözlerimizi yaşartan mehter marşlarının hiçbirisinin Osmanlı’dan müdevver olmadığını aksine Cumhuriyet döneminde bestelendiğini hatırlayabilirsiniz. Geleneksel ve görgülü olma iddiası büyük oranda, kendilerine bir necabet sağlamak isteyenlerin sonradan icat ettiği bir şey ise de her toplumun gelir geçer kabul ve ret şemaları vardır ve bu şemaları gözetildi nispette toplum sağlıklı bir şekilde var kalabilir. Sadrazam torunuymuşçasına caka satan türedilerin acayipliklerini bir kenara bırakacak olursak toplumun genel geçer görgü kuralları orta sınıftan yola çıkarak tespit ve tayin edilebilir. “Bizi kolektif olarak rahatsız eden şey nedir?” diye dönüp bir baktığımızda, toplumun en edna bir ferdi kabul edilen insanların dahi görgüsüzlük olarak kabul edeceği şeylerle karşılaşmamız olduğunu farkederiz.
Dünya ilginç ve tezatlarla dolu bir yerdir malumunuz. Zıtlıkların yegâne birleştiricisi Allah dünyayı bu denge üzerine kurmuştur. Bir süre önce MasterChef jürisi Somer Sivrioğlu ilginç bir söz etmişti de hepimiz garipsemiştik: “Eskiden Kadıköy ekalliyetlerin daha çok yaşadığı elit bir yerdi”…Sonradan gelen çarıklılardan rahatsızdı Sivrioğlu. İşte o Kadıköy’ün Kalamış’ında bir şekilde MasterChef heyetinin büyük hürmet gösterdiği Bedri Usta adında bir sonradan malı mansıbı görme, müşterisini alay malzemesi etmiş. Sosyal medya marifetiyle hadise köpürtülmüş, Bedri Usta sert şekilde eleştirilmişti. Bazen şikayet ettiğiniz şey bizatihi size ve çevrenize ait bir keyfiyet olabilir. Bir zamanlar Viyana‘da bir afiş vardı “trafikten şikayet ediyorsan sevgili sürücü, unutma trafik bizzat sensin” yazıyordu.
Şimdi bu cümleden Veblen’in ve Hobsbawm’ın görgü ve gelenekle ilgili söylediklerini bir kez daha düşünelim. Türkiye’de görgülü olabilmenin ve görgülü kalabilmenin iki büyük motivasyonu vardır. Bunlardan ilki, bir zamanların düşkün aristokratları gibi vehmi bir görgülülük hali dava edip sınıfsal olarak toplumun bir kesiminden ayrışma hevesidir. Batılılaşma heveslilerimizin ve alaturkadan topukları kıçına vurarak kaçanların en önemli motivasyonu budur. Sivrioğlu da aşağı yukarı böyle bir farklılıktan ve farklılığın üstünlüğünden bahsediyordu. Bu ayrışma hevesi hakiki bir ayrışmanın olmadığı toplumumuzda sınıfsal bir ayrım oluşturabilmenin en ucuz yolu olarak heves edilen bir şeydir. Beyaz yakalılarımızın, en alaturka ailede büyümüş dahi olsa tutarsız bir batılı hayatı yaşama hevesleri bu damardan neşet eder. Gelenek ve görgü talebinin ikinci ve bambaşka motivasyonu ise hakikaten görülmüş ve yaşanmış bir hayatın bir surette yaşanabilmesini mümkün kılma hülyasının neticesidir. Bir farklılaşma talebi değil aksine standardın muhafazası kaygısından hareketle geleneksel olanın sürdürülmesini talep eder. Bir üstünlük kasasıyla ayrışma değil orta sınıfa ait bir noktada birleşme niyetidir. Bu iki motivasyon arasındaki mukayeseye elbette bir köşe yazısı ölçeğinde mukayese edebiliriz. Kendince ve sınıfına göre görgü kuralları icat ederek mevcut görgü kurallarına paralel normlar oluşturmak ile Amerika’yı yeniden keşfetmeye niyetli olmayanların geleneksel kuralları birbiriyle mukayese edilemez iki kaynaktan çıkar ve iki ayrı denize dökülür nehirdir; hiçbir noktada kesişmeleri mümkün değildir.
Şimdi Bedri Usta hadisesi üzerinden ortaya çıkan tartışmalara yukarıdaki vecihle dönüp bakıyorum ve diyorum ki, bedri Usta ve bedri Usta gibilerden asıl rahatsız olan gerçekten geleneği ve görgüyü korumaya çalışanlardır. Birinci grup ise, icat ettikleri vehmi üstünlüklerinin yaldızlarını döken böyle bir görüntüden rahatsızdır. “Ne işi var böyle bir kebapçının Kalamış’ta?” diye içlerinden geçirenler çarıklılardan rahatsız olanlardır. Gerçekten görgülü ve gelene vurgu yapanları rahatsız eden ise Bedri Usta’nın sıfırdan gelerek yükselmesi değil, görgüsüzlükten başka tarifi olmayan hareketler sergilemesidir.
Devamını Oku
01 Ocak 2026 Perşembe - 10:30
Devamını Oku
25 Aralık 2025 Perşembe - 09:09
Devamını Oku
12 Aralık 2025 Cuma - 02:14