


Modern dünyanın "eğitim her şeyi çözer" klişesi, geçtiğimiz yüzyılın en eğitimli ama en cani jenerasyonlarını neden engelleyemedi? İnsanı insani bir çizgide tutan o "asla ihlal edilemez" kuralların nüvesi, çocuklukta dinlenen o "irrasyonel" masallarda gizli.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 15 Mayıs 2026 Cuma - 08:31 | GDH Haber
B. Siverek ve Maraş‘ta yaşanan okul saldırıları sonrası bir anlık teyakkuz hissi kapladı malumunuz hepimizi. Bir anlık diyorum; zira aynı deprem günlerinde depreme karşı oluşan hassasiyetin bir süre sonra ortadan kalkması gibi çocuklar konusunda da kısa süreliğine gelişen hassasiyetimiz gündemin değişmesi sonrası yoğunluğunu yitirdi. Amerika İran ile savaştı, Galatasaray şampiyon oldu, Uşak Belediye başkanının şenaatleri ortalığa dökülüp saçıldı ve biz çocuklar mevzusundan zihnen koptuk. Esasen bu, gündelik hayatımızın pratiği haline gelen bir durumdur ve bizler bir konuda reaksiyoner şekilde ürettiğimiz hassasiyetleri çok çabuk kaybetme konusunda oldukça istikrarlıyızdır.
Durum hiç de böyle değilmiş gibi muvakkaten geliştirdiğimiz hassasiyetimizi diri tutmak namına düzenlenen bazı etkinliklere iştirak etme fırsatı buldum. Bunlardan birisi de Başakşehir Belediyesi tarafından tertip edilen ve sinema oyuncusu Burak Haktanır, gazeteci İsmail Halis ve bendenizin iştirak ettiği konferanstı. Evvela şunu açıkça beyan etmeliyim ki bizim durumumuzda olan insanlar açısından en zor toplantılar bu gibi konferanslardır. Çünkü toplantı başlığında yer alan “çocuk”tan hareketle, bir umut diyerek buraya sizi dinlemeye gelen insanların hemen pekçoğu sizden hayatını, çocuklarını, çocukları ile ilişkisini kurtaracak altın formüller duymayı beklemektedir. Dolayısıyla filozofluk yapılacak bir ortam, gökleri mızraklayacak bir atmosfer yoktur. Bununla birlikte mesuliyet hissi biraz olsun gelişmiş bir kimsenin takınması gereken tutumun hiç beklentilerin rağmına hayat kurtaracak formüllerden bahsetmemek olduğunu düşünürüm. Giderek yaygınlaşan Instagram kültürü insanlara kilo vermenin, sağlıklı olmanın, mutlu olmanın formülünü 45-50 saniyede vereceğini iddia eden kimselerde aramamız gerektiğini salık veriyor. Doğrusu büyük bir sorumsuzluk olduğuna inanırım, insanlara umut satmanın onlara hakikatten kopardığını düşünürüm. Hal böyleyken yukarıda arz ettiğim üzere toplantının en temel beklentisi fayda sağlayacak birtakım malumatlar ve pratik ipuçlarını devşirerek çıkmak olunca birtakım tekliflerde bulunmak zaruri hale geliyor. Bu durumda yapılması gereken en uygun şey hayatını kurtaracak değil ancak fayda sağlayacağını inandığımız birtakım formülleri salonda sizi dinlemek üzere hazır bulunan kimselerle paylaşmaktır. Hal böyle olunca, gerek dünya görüşüm gerekse babalık tecrübem zaviyesinden katılanlarla paylaşmam gereken şeyler olduğunu düşündüm ve kendilerine hakikaten fayda sağlayacağını inandığım ancak ne olursa olsun bütün müşküllerini halledecek altın formül olmadığını vurguladığı bir tavsiyede bulundum. Bunu bu yazı vesilesiyle paylaşmak isterim.
Sesin haricinizde ve ötenizde bir otorite tarafından belirlenmiş sınırlar tahtında yaşamanın sağlayacağı en büyük yarar hiç şüphesiz içgüdülerinizin ve çevresel faktörlerin dayatmalarından kurtulmanızdır. Tam anlamıyla bir kurtulmadan bahsedemiyorsak dahi en azından hayatınızı daha insani bir çizgiye getirecek, o kurallarla yaşadığınız da daha iyi bir insan olmanızı sağlayacak bir belirlenim sunar bu sınırlar size. Hakikaten insanın hayatta asla ihlal edemeyeceği kurallarının olması bir zarurettir ve en kesif arzulara, en şiddetli tazyiklere rağmen asla ondan feragat edemeyeceği kurallar olmalıdır. Bunu yitirdiği anda insan, her istediği şeyi yahut akıntının kendisini sevk ettiği her noktayı kendisine mübah bilirse eğer, bu gayr-ı insani bir hayat tarzını neticelendirir ve bu netice insana doğal olarak hüzün suretinde rücu eder. İşte çocukların evvela kazanmaları gereken kabiliyetlerin başında, insanın maverasında olan ve hayatını tahdid eden otoriteyi bile bilme ve kabul edebilme kabiliyetidir.
İnanma kabiliyetini yitiren insan bir yerden sonra böyle bir otoriteye ihtiyaç duyduğunu hissetse dahi bu otoritenin varlığını kabul edebilecek iman ve itimat kabiliyetini yeniden kazanmakta sıkıntı yaşar. Yeşilçam filmlerinde işlenen o “hafızasının yerine gelmesi için bir şoka ihtiyacı var” hadisesi gibi bir şeye ihtiyaç duyulur hale gelir. O şoku yaşamak nasip olmayınca insan, bir ömür inanmayı istese de beceremeyen rasyonel bir varlığa dönüşüyor.
Kızım okuma-yazmayı öğreneli bir yıl oluyor. Bu sebeple bir süre öncesine kadar hikaye ve masallarını kızıma okumak gibi bir vazifem vardı. Hemen bütün kitaplarını okudum, çok sevdiği masallarını bazen 20-30 kere okudum. Beni hayal sukutuna uğratan ve izale edilmesi gerektiğine inandığım bir durumla karşılaştım. Çocuklara sunulan hikaye, masal kitapları büyük oranda gerçek hayattan kesitler sunan, rasyonel hikayelerden oluşuyor. “Ayşe annesiyle pazara gitti, domates-salatalık seçti, pazarcı amca Ayşe’yi iyi domatesin nasıl seçileceğini öğretti, aldıklarının parasını verdiler, para üstünü aldılar ve eve döndüler”… çocukluğumda dinlediğim masalları ve okuduğum hikayeleri hatırladıkça bu duruma esef ettim. Bizler Kaf Dağı’nın ardındaki peri padişahının kızını anlatan masallar dinledik çok şükür. Dede Korkut hikayelerinde tek gözlü dev canavar da vardı, Grimm Kardeşlerin Alman toprağından devşirdiği masallarda cadıları da dinledik. Maddi gerçekliğin ötesinde var olması mümkün bir âleme inanarak büyüttü bu masallar bizleri ister istemez. Bu masalları dinlemiş olarak büyüyen çocukların bir gün radikal pozitivistdir kimseye dönüşmesi imkansız değildir. Fakat bu masalları dinlememiş çocukların günü geldiğinde manevi olana imkan ve ihtimal verecek zihne sahip olabilmeleri olanaksızdır. Velev ki Yeşilçam filmlerindeki şoklardan birini yaşamasın. İşte çocuklukta devşirilen bu kabiliyet, iman edebilme ve ihtimal verebilme kabiliyeti, hayatın bundan sonraki safhalarında ihtiyaç duyacağı o en önemli beceriyi sunar çocuğumuza. Hemen peşin bir itiraz ile çocuğumuzu irrasyonel bir kimse olarak yetiştirmeyi önerdiği zannetmemenizi rica ederim. Aksine çıkış noktaları olan bir rasyonalite öneriyorum.
Aydınlanmanın diyalektiği bir kere daha yazılmasın diye ihtiyaç duyduğunuz en temel kabiliyetimizi köreltmeyelim diyorum. “Metrobüste yaşlı teyzeye yer vermezsem işin rast gitmez” diyebilen bir gencin serkeşlik yapmaktan en azından korkacağına ve haller içinde bulunsa dahi bu hallerden bir zaman zarfında dönmeye çabalacağına inanıyorum.
Yukarıdaki teklifin elbette bir antitezi vardır ve hepimizi çepeçevre kuşatan genel kabul bu antitezdir. Sokaktaki en eğitimsiz adamın dahi diline pelesenk olmuş olan “her şeyin başı eğitim” klişesi bize toplum fertlerinin ve toplumun paralel süreçlerde eğitilmesi halinde her şeyin güllük gülistanlık olacağı mesajını verir. Böyle olacak olsaydı eğer geçtiğimiz yüzyılın başında neredeyse bütün Avrupa’da hükümferma olan modern devletlerin ideale yakın vatandaşa yetiştirebilmiş olmaları gerekirdi. Hadise’nin hiç de böyle olmadığını hepimiz gayet iyi biliyoruz. O, bir zamanların zihnen ve bedenen mükemmel eğildiğini varsaydıkları jenerasyonları insanlık tarihinde görülmemiş cinayetlere imza attı. Dünya o güne kadar 50 milyon insanın öldüğü bir savaşı görmemişti. İterek ve bilinçlendirerek iyi bireyleri meydana getirebiliriz diyenler yetiştirdikleri korkusuz ve inanma kabiliyeti olmayan jenerasyonların sabote ettiği sosyal dengeleri gördükçe bir yandan yakınmayı ihmal etmiyorlar. Velakin bir türlü kabul etmedikleri, edemedikleri hakikat şudur ki bu neticeye onların bu pozitivist dünya görüşü sebebiyet vermektedir. Bu noktada kişinin kendisini dindar olarak tanımlayıp tanımlamaması herhangi bir şekilde rol oynamamaktadır. İnanç dindarlığı ile pratik dindarlık arasındaki mesafenin giderek açıldığı günümüzde pratik hata da yaşarken inanç zaafı ile alude vaziyette nicelerine denk gelmişsinizdir. İşin kötüsü inanma kabiliyetini yitirmiş dindar, inanmak kabiliyetini yitiren sekülerden daha tahammül edilemez bir kimsedir; zira bu dindarın bir başka referansta yola çıkarak kendi hayatını tanzim edebilmesi mümkün değildir.
Seküler zihin ise kendi kurallarını bir şekilde ortaya koyar. Her ne kadar bu kuralların Sadre şifa kurallar olmadığına inanıyor olsam da, en azından bir kurallılık halidir ve inanmayı beceremeyen dindarın zaafların ötesinde bir konfor sunabilir.
Bahsi uzatmamak için kısa keseceğim bu cümlede son söz olarak pratik bir tavsiyede bulunmak isterim. Henüz dünyayı ve eşyayı tanıma safhasında çocuklarımıza masal okumalıyız. Masallarımız gündelik hayatın ötesinde, maddi dünyanın maveraasında bir ailemden bahsetmeli. O aleme aşinalık sayesinde çocuk başka âlemlere ve gözle göremediği otoritenin varlığına ihtimal verebilme kabiliyetine sahip olmalı. Benim günümüz dünyasında çocuğumuza karşı sahip olduğumuz vazifeler arasında en fazla önemsediğim vazife budur
Devamını Oku
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 08:07
Devamını Oku
01 Mayıs 2026 Cuma - 11:33
Devamını Oku
23 Nisan 2026 Perşembe - 09:33