
Safahat'ı 'sefahat' zanneden duayenlerden, serçeleri vuran Mao stratejilerine... Hayatın gerçeklerine bisiklete biner gibi tutunmak mümkün mü?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 01 Ocak 2026 Perşembe - 10:30 | GDH Haber
Duayen gazeteci diye pazarladıkları Ruşen Çakır’ın, İstiklal Şairi Mehmet Akif’in Magnum Opus’u (daha ciddiye alsınlar diye böyle ifade ettim) Safahat’ı ‘sefahat’ zannettiği güzel ülkemiz, 2025 yılını tamamlayarak 2026’ya girdi. Başımız göğe ermiş olacak ki her yıl olduğu gibi bu yıl da ilginç bir tantana ile karşılandı yeni yıl. Eskisinden bizar olanın yeniye teşne olması hor görülecek bir şey değildir. Ekseriyeti kesif bir memnuniyetsizlik içinde olmuş olacak ki, yeni yıl birçokları için büyük bir heyecan vesilesi oldu. Tebrik eder, hayırlar vesilesi olmasını dileriz.
2024’ün son çeyreğinde Suriye’de devrim gerçekleşince “umarım Suriyeliler 2025’te vatanlarına dönerler de Türkiye biraz daha güvenli bir ülke olur” demişti bir hanımefendi. Malumunuz bir hayli Suriyeli memleketlerine döndü; buna mukabil bizler sokaktaki magandalık gösterilerinin gözle görülür şekilde azaldığına dair emarelerle ile ferahlamış değiliz. Demek ki temennilerimizi hayattan kopuk hülyalar üzerine inşa etmemeliymişiz. Buyrun size bir ders; almak isteyenin alıp istifade edebileceği bir ders. Mao Zedong da bir zamanlar serçelerin hububatı sömürdüğünü düşünüp, yediden yetmişe ahalinin eline tencereyi-tavayı, silahı-sapanı vermiş ve milyarlarca serçeyi öldürtmüştü. Serçeler ortadan kalkınca Çin daha bereketli bir yer olacaktı hesapça. Elbette tarladaki börtü böcekle, zararlı haşaratla mücadele eden serçeler yok olup gidince, mahsulün verimi dramatik biçimde düştü. Mücadele edecek aristokrat bulamayınca sizinki, serdeki sosyalizmi emek sömürüsüyle taçlandırmak durumunda kalmış ve vebali günahı minicik serçelere hamletmişti. İki yıl sonra Sovyetler Birliği’nden 250.000 serçe getirtmek zorunda kaldı sizin dahi. Trenler Çin’e Rusya’dan serçe taşıdı.
Milenyuma girdiğimiz yılbaşını da hatırlıyorum; Ramazan ayına denk gelmişti de kimileri o gecenin Kadir gecesi olabileceğinden endişe etmişti. Arkadaşlığından büyük keyif aldığım bir sosyalist dostum “bu yılbaşı bütün yılbaşlarında farklı bir yılbaşı Taceddin” demişti “Milenyuma, internet çağına giriyoruz. Meta Politik evre bu yılbaşı itibari ile başlıyor”… gördük meta politiği. Allah’tan bir yanımız her vakit şerbetlidir, bir yerlerde öğrenip de takıntı haline getirdiği kelimeleri cümle içinde kullanmayı seven insanımızdan Allah razı olsun bu konuda bizi hiç antrenmansız bırakmazlar. Gün sonunda, ne söylediğinin farkında olmayan kafası karışıklar kendi hayal kırıklıkları ile yüzleşmek zorunda kalırlar. Hak edilmedik anlamları atfederek hiçbir şeyi yüceltmedikleri gibi, kendi temennilerine de erişemiyorlar.
Yine bir yılbaşı gecesi alkollü şekilde araç kullanan bir adam polis kontrolüne takılmış ve “biz olduğumuz sürece Türkiye’ye şeriat getiremeyeceksiniz!” diye polislere bağırıp çağırmıştı. Duayen gazeteci dediklerinizin “Erdoğan bira içseydi memleket daha güzel bir yer olurdu” dediği bir yerde, şeriata karşı direnmenin en etkili yolunun rakı kadehinden geçtiğine inanması cahillerin yadırganacak şey değildir.
Ne derseniz diyin, eski yılbaşları şimdiki yılbaşlarına göre daha tutarlı beklentilerle kutlanan yılbaşlarıymış. Mişli geçmiş zamanı kasıtlı kullanıyorum, zira hiçbir zaman yılbaşı kutlamış bir kimse olmadım. Fakat o yıllarda saat 12:00’yi bekleyenler, en önemli hevesleri olan Nesrin Topkapı’yı izlemeyi hedeflerler ve bu hedeflerine ulaşırlardı. “Hanımefendi gerdanına biraz daha kırsa, askeri cunta biraz daha insani bir yönetim gösterir” gibi saçma sapan hayallere kapılmaz, Topkapı’ya olmadık misyonlar yüklemezdi. Bir de o yılların duayen gazetecileri hakikaten daha kültürlü adamlardı. Herhangi bir bahiste 12 Eylül Türkiye’sine imreneceğim aklımın ucundan geçmezdi; kaderin cilvesi yaşadığımız şu günler bize o yılların birtakım vasatlarını sevimli gösterdi.
Bu cümleden en çok merak ettiğim şey, büyük heveslerle girilen yeni yılın kendisine atfedilen anlamları taşımadığını fark ederek hayal kırıklığına uğramanın ne kadar süreceğidir. Gecenin bir yarısı çılgınlar gibi eğlenip, evrene umut dolu mesajlar gönderen dostlarımızın sabah ayılınca her şeyi aynı görmeleriyle agah olmaları bir oluyorsa eğer, birkaç saatte hiç sürmüyor demektir bu ümit hali. Velakin umut sahibi olmak çok mühim bir şeydir. Meyus adam hiçbir şeyi beceremeyecek adamdır. Hiç kimseye ümitli olmayı çok görmemeliyiz. Beni şaşırtan şey, taşıyamayacağı anlamları somut-soyut şeylere yükleyerek akabinde hayal kırıklığına uğramaktır.
Hayatın safahatı (lütfen Ruşen Çakırlık yapmayın sefahat değil safahat!) sinüs eğrisi gibi bir aşağı bir yukarı seyrederken sizi sayısız duraktan geçirecek ve sizler bir şekilde bir sonraki durağa geçmeden önce bu durağın cilveleri neyse onları yaşayacaksınız. Yakın dostlarım bilirler, zaman zaman yıllar önce bir belgeselden kaydettiğim okyanus dalgaları videolarını izler, düşünürüm. O emvacı izlerken hissettiğim dehşeti başka hiçbir şeyden hissetmiyorum doğrusu. Bir öncekinden bir sonrakine savrulan bir geminin kaptan köşkünden çekilmiş videolar bunlar. İnanın, ne bir önceki dalgaya şu anda mücadele ettiğiniz dalgadan daha fazla güvenebilirsiniz ne bir sonra gelecek dalgaya. Peşi sıra gelen emvaca karşı aynı kararlılıkla durmak gibi bir vazifeniz vardır eğer o gemideyseniz. İşin daha acıklı kısmı ise suyun dibindeki balıkların sizin içinde bulunduğunuz dehşetengiz halden zerre kadar haberleri olmadığı gerçeğidir.
Gün sonunda erenler, hayat da böyledir. Geçen yılı çılgınca kutlayanların bir kısmı bu yıla erişemeden öldü ve gitti, bir kısmı ise ruhumuzun dahi duymadığı nice sorunla boğuştu. Dedik ya bu da hayatın safahatidir. Zamanla, mekanla ve maddeyle mukayyet olduğumuz için yalnızca bulunduğumuz anı idrak edebiliyor oluşumuz bizlere böyle illüzyonlar gösteriyor. Merkezkaç kuvveti sayesinde düşmeden üzerinde durabildiğimiz bisikletin bizden yegâne talebi, süratimizi mümkün mertebe muhafaza etmemiz, dengede durmamız ve önümüze bakmamızdır. Velospet şiirleri söyleyerek rüşvet-i kelam etmeniz hakikati zerre kadar değiştirmeyecektir. Bisiklete en fazla bisiklet kadar anlam yüklenir, fazlası değil.
Buraya kadar okuma sabrını gösterdiyseniz eğer, alakalı ve alakasız birkaç şeyden bahsettiğimi ve bunları aynı şeyden bahsedermiş gibi konu ettiğimi fark etmişsinizdir. Bu bilinçli bir tercihtir, hayat safahatimizin duraklarında karşımıza çıkan ve birbiriyle son derece alakasız görünen şeylerin aynı hat üzerinde yer almaları gibi, birbiriyle arasında bağlantı kurmakta zorlandığımız şeyler de aslında sık sık aynı yeri işaret ederler. İki adım geriye çekilip manzaraya bir de öylece bakınız, göreceksiniz. Bu cümleden meramımız budur.
Devamını Oku
25 Aralık 2025 Perşembe - 09:09
Devamını Oku
12 Aralık 2025 Cuma - 02:14
Devamını Oku
13 Kasım 2025 Perşembe - 13:05