11°
PodcastArşivGaleri

GDH TV

text
text

Ana Sayfa

Gündem

Dünya

Ekonomi

Savunma

Teknoloji

Kültür & Sanat

Spor

Sağlık

Yakın Plan

Yazarlar

Uzay

Tarih

Pozitif

Teknofest

Yaşam

İnfografik

Podcast

Seçim

Galeri

Televizyon

Biyografi

Canlı Gelişmeler

Eğitim

‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌

GDH, dünya gündemini yakından takip eden haber platformu.

Gizlilik politikamızı okuyun.

Ana SayfaCanlı GelişmelerHava DurumuGazete ManşetleriİnfografikPodcastGaleriGündemDünyaYerel Haberler
EkonomiSavunmaTeknolojiSporKültür & SanatTarihSağlıkYaşamEğitimYakın Plan
YazarlarCuma HutbeleriDeprem HaritasıBiyografiUzayPozitifTeknofestTelevizyonSeçim
Hakkımızdaİletişim BilgileriKünyeReklam ve İş BirliğiBize Haber GönderGizlilik PolitikasıKullanım KoşullarıÇerez PolitikasıSosyal MedyaKariyer
© 2026 gdh.digital
Bizi Takip Edin:
HEMEN İNDİR
App Store
HEMEN İNDİR
Google Play
11°
PodcastArşivGaleri

GDH TV

text
text

Ana Sayfa

Gündem

Dünya

Ekonomi

Savunma

Teknoloji

Kültür & Sanat

Spor

Sağlık

Yakın Plan

Yazarlar

Uzay

Tarih

Pozitif

Teknofest

Yaşam

İnfografik

Podcast

Seçim

Galeri

Televizyon

Biyografi

Canlı Gelişmeler

Eğitim

‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
  • GDH
  • Yazarlar
  • Taceddin Kutay
  • Kader ortaklılığından yatırım merkezine
Taceddin Kutay
Taceddin Kutay

[email protected]

Sosyal Medya Hesapları:

Sosyal Medya Hesapları:

Kader ortaklılığından yatırım merkezine

Türkiye ve Azerbaycan için yeni bir çağ başlıyor. 1992’nin hüzünlü tarihinden Karabağ’ın şanlı zaferine uzanan bu yolda, iki devletin kaderi artık sadece dilde ve soyda değil, ekonomide de birleşiyor.

0:00

--:--

Son Güncelleme: 08 Nisan 2026 Çarşamba - 15:20 | GDH Haber

editor avatar
Taceddin Kutay

Yazar

Abone Ol

Google News Logo
NSosyal Logo
NSosyal Logo

B. Türkiye ile Azerbaycan sadece aynı soyu, aynı tarihi, aynı dili paylaşan iki devlet değil; aynı zamanda kader örgüsü sık sık kesişen iki devlettir. Haritaya Türkiye’den değil de Azerbaycan’dan bakacak olursak kuzeyinde ve güneyinde savaş yaşanan bir ülke olduğunu görürsünüz. Bu, Türkiye’nin de başa çıkmak zorunda olduğu müşterek kaderdir. Türkiye’de terörün zirveye çıktığı 1992 yılı Azerbaycan açısından Hocalı Katliamı başta olmak üzere Karabağ ve benzeri pek çok hüzünlü hadisenin yaşandığı tarihtir. Terörsüz Türkiye süreci Türkiye’nin omuzundan terör yükünü atmasına vesile olacak bir dönüşüme tekabül ederken, Azerbaycan “44 günlük Vətən müharibəsi” neticesinde Karabağ’ı tekrar vatan topraklarına katmayı başarmıştır. Bu paralellikleri dilerseniz kaderin ilginç cilvesi olarak adlandırabilir yahut bizlerle uğraşan büyük güçlerin eş zamanlı olarak her iki ülkeye yönelmesi olarak okuyabilirsiniz. Hadiseye yaklaşımınız dünyaya bakış açınızla doğrudan ilişkilidir. Nasıl yorumlarsan zordayım bir hakikat değişmeyecektir, Türkiye ile Azerbaycan’ın kaderi birbirine bağlıdır ve bundan sonra da süreç bu şekilde devam edecektir.

Azerbaycan cumhurbaşkanı İham Aliyev’in bu yılbaşında yaptığı “bizim tek bir ailemiz vardır o da Türk dünyasıdır” açıklaması uluslararası ilişkilerde birbirinden farklı ittifaklar ve birbiriyle uyumsuz gibi görünen uluslararası politikaların çok ötesinde bir kader birliğine işaret etmektedir.

Uluslararası ilişkilerde kompartman teorisinin bizlere söylediği hakikat, devletlerin birbiriyle çıkarlarının örtüştüğü alanlarda iyi ilişkiler kurmalarının aynı zamanda çıkarlarının kesişmediği noktalarda çatışmalarına mâni olmadığıdır. Azerbaycan bir yandan 200 yıllık Rus hegemonyasını kırarken diğer yandan Bağımsız Devletler Topluluğunun bir parçası olarak eski Sovyet devletleri ile ticari ve ekonomik bir havuzda yer almayı sürdürmektedir. 2008 yılında Gürcistan’ın, 2018 yılında Ukrayna’nın ayrıldığı bağımsız devletler topluluğundan ayrılmak gibi bir politika ortaya koymayan Azerbaycan bir yandan da topluluk içi dengeleri kendi lehine kullanmayı başarmıştır. İşte Karabağ zaferi bu başarının bir neticesidir. Elbette Karabağ zaferi bütün şahsına rağmen ardında “13 milyar Manat”lık bir fatura bırakmıştır ve bu fatura Azerbaycan tarafından ödenmektedir. Azerbaycan ekonomisini son derece zorlayan bu durum ülkenin refah seviyesinin artmasının önündeki en büyük engeldir. Ancak bu açığın kapanması Azerbaycan ekonomisinin birkaç yılda üstesinden gelebileceği bir zorluktur. Türkiye-Azerbaycan-Pakistan askeri ve ekonomik iş birliği Azerbaycan’ın bu zorlukları aşmasında önemli rol oynayacaktır.

Azerbaycan Türk İşadamları Birliği Başkanı Hüseyin Büyükfırat Azerbaycan’ın Türkiye açısından sadece duygusal bağlarla bağlı olduğumuz bir ülke olmanın ötesinde ticari anlamda çok büyük fırsatlar sunan bir ülke olduğunun altını çiziyor. Türkiş adamlarının buraya yapacakları yatırımların 280 milyon nüfuslu bir coğrafyaya gümrüksüz ticaret yapma imkanı sağladığının altını çizen Büyükfırat Türk dünyasına Azerbaycan merkezli bir açılımın büyük fırsatlar doğuracağını belirtiyor. Tarihin pekçok döneminde kader birliği yaptığımız Azerbaycan’ın ekonomik ve ticari kalkınmasın yolunun yine bizimle kader ortaklığından geçtiğini vurgulaması açısından Büyükfırat’ın işaret ettiği nokta son derece ehemmiyetlidir.

Özellikle Karabağ bölgesinin yeniden inşaası hedefiyle Azerbaycan Devleti’nin bölgeye yapılacak yatırımlara verdiği destekler ve vergi muafiyetleri Türk iş dünyasının bölgeye yönelmesini sağlar diye umuyorum. Bölgenin yeniden inşa ve imari için Azerbaycan Karabağ Bölgesi’ni bir yatırım cenneti haline getirmeyi amaçlıyor. Altyapı eksikliklerinin de hızlı bir şekilde giderilmesi akabinde bölge Türk yatırımcılarının dikkatini çekecektir. Böylelikle Türkiye Azerbaycan ilişkilerinin geleceği aynı zamanda ekonomik bir iç içe geçmişlikle daha sağlam temellere oturacaktır.

yazarın diğer yazıları

Şiddetsizlik talebi ve şiddet ihtiyacı üzerine

Modern devletin şiddeti kamusal alandan temizlemesi, beraberinde "askerlik kabiliyeti olmayan" toplumları mı doğurdu? Türkiye, "cirit oynayan dedelerin halı sahada ayak kıran torunları" ile bu denklemin neresinde duruyor?

Devamını Oku

01 Mayıs 2026 Cuma - 11:33

Hiç sahip olmayıp da en çok ihtiyaç duyduğumuz şey

Vahşi kapitalizmin sanattan sonraki en büyük kurbanı eğitim sistemimiz oldu. Öğrenci ve velinin "müşteri", okulun "satıcı" olarak görüldüğü, eğitimin ideallerinin "benim vergimle" diyen kitlelerin taleplerine kurban edildiği bu çürük düzenden nasıl çıkarız?

Devamını Oku

23 Nisan 2026 Perşembe - 09:33

Bundan sonrası müphem

Evlat sevilecek, bir emanettir; tapılacak bir put değildir. Henüz elifi-merteği bilmeyen masum çocuklara yol-yordam, usul-adap, olur-olmaz öğretilir. Hepimizin bildiği bir formül vardır malum: evvela aile öğretir, sonra muhit öğretir, sonra okul öğretir.

Devamını Oku

16 Nisan 2026 Perşembe - 11:26

Yazarın Tüm Yazıları

diğer yazarlar

Yazar
Murat Yılmaz
[email protected]

Yazar
Fazıl Ergüt
[email protected]

Yazar
Mehmet Kancı
[email protected]

Yazar
Hasan Basri Akdemir
[email protected]

Yazar
Yusuf Alabarda
[email protected]

Yazar
Taceddin Kutay
[email protected]