
Histeri çağının yeni 'suçu': Makul kalmak! Gökhan Ünver’in linç edilmesinden, itidalin korkaklık sayıldığı kutuplaşmış meydanlara uzanan o hazin gerçek: Tavırlarımızı kadim değerlerimiz mi belirliyor, yoksa sosyal medyanın gürültülü ve şirazesiz kültürü mü?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 19 Mart 2026 Perşembe - 08:41 | GDH Haber
B. İmamoğlu davasının ilk günlerinde komedyen Gökhan Ünver’in başına gelenler parlak aklı başında insanı dehşete düşürmesi gereken şeylerdi. Adamcağız ağzını açıp herhangi bir şey söylemediği için linç edilmişti. Aklı başında insanlar olarak tanıdığımız kimi muhaliflerin de bu süreçte Gökhan Ünver’e türlü hakaretler ettiğine şahit olmuş olmamız beni oldukça şaşırtmıştı. O kadar da aklı başında insanlar değillermiş meğer. Adamcağızın yegâne kabahati pozisyon bildirmemek ve apolitik bir duruş sergilemekti. Histeri nöbetleri geçirenler, halet-i ruhiyesi sağlıklı hiçbir insan görmeye tahammül edemiyordu. Her şey bir yana, ayıplamıştık bu tutumu. Kendinden olmayan herkesi bir şekilde linç edebilme hakkını kendinde görme aşırılığını mazur gösterecek hiçbir izah olamaz. Deliler ülkesindeki akıllıların deli gibi gözükmesi, ekseriyetin ölçüsüzlüğünün esas alınması sebebiyledir. Oysa standardı belirleyecek Ekseriyet yalnızca yaşadığımız devrin kabullerinde aranmaz; aksine değerlerimizi oluşturan mazide de bir tutum aranır ve genel resim hesaba katılarak esas tespitte bulunulur. Ancak böylelikle deliler ülkesindeki akıllılar akıllı olarak görülebilir.
Bir süredir ilginç bir tutumla karşı karşıyayız memlekette. Şirazesizlik ve ölçüsüzlük diyeceğim. Bir şekilde aşırı tutumlar ortaya koymaktan yana herhangi bir çekincesi olmayanların çevrelerinde bulunanlardan da aşırılık bekliyor olduğuna şahitlik ediyoruz. Herhangi bir mevzuda bu kimseler kadar aşırı davranmayı kendilerine yakıştıramayanlara yaftalar yapıştırılıyor.
Sosyal hadiselere, hayata ve ölüme karşı sahip olduğumuz kabuller silsilesin bir ortaya çıkış hikayesi vardır. Teamüllerimizin ve temayüllerimizin temelinde yer alan değerlerimizde bir müştereklik varsa eğer, en fazla tarz-ı harekatımızda birtakım farklılıklar gözlemlenebilir. Lakin sınırlarımızda ve genel kabullerimizde arası kapanmayacak mesafeler olması beklenemez. Oysa şu sıralar aynı değerler silsilesine kendimizi isnad ettiğimiz pek çok kimseyle vardığımız nihai noktalar birbirine oldukça uzak düşüyor. Kendimize ve bizden olanlara yakıştıramadığımız tutumların, bizimle özdeş olduğunu varsaydığımız kimselerden zuhur ettiğini görmek en hafif ifadeyle hayrete düşürüyor bendenizi. Kendilerinden aşırılıklar zuhur edenlerin bizi hayrete düşürmesi bir yana, bizlerden de aynı aşırılıkları bekliyor olmaları ve benzer tutumda görmedikleri demde ellerindeki yaftaları yapıştırmaları kabul edilir şey değildir. Demek Gökhan Ünver’in başına gelenler sadece bir politik görüşe sahip kitlenin aşırılık hevesinden ibaret değilmiş. Öyleyse bu tutumun bize gösterdiği asıl şey nedir? Bu sorunun cevabı bence gayet hazindir. Değerlerimizden uzaklaşmak bu değerleri içselleştirmemişlere mahsus bir keyfiyet olmanın ötesine geçmiş, kendilerini değerlerimize isnat edenlere de sâri bir hastalığa dönüşmüştür. Orta sınıf ehlisünnet Türk, bırakın herkesten aşırılık talep etmeyi, aşırılıktan uzak duran karakterdir. Bu refleksi yitiriyor olmak öz tanımından uzaklaşmış olma halinin bir semptomudur. Şu hâlde teklif edilecek tek bir sualimiz vardır: tavır ve davranışlarımızı bizimdir dediğimiz değerlerimiz mi belirleyecek yoksa sosyal medyanın cari kültürü mü? Bu soruya cevap verdikten sonra diğer meseleleri konuşabiliriz. Aşırılıkta birleşen sosyal medya insanı, değerlerlerimizde birleşen bizlerin ötesinde bir insan husule getiriyor. Müşterekliklerimiz her geçen gün daha az kesişirken, sosyal medya insanının müştereklikleri daha fazla kesişiyor.
Devamını Oku
11 Mart 2026 Çarşamba - 08:45
Devamını Oku
04 Mart 2026 Çarşamba - 08:11
Devamını Oku
28 Şubat 2026 Cumartesi - 08:44