
Pembe; masumdur, sevimlidir, pamuk şekerdir... Ancak bu yazı, pembenin en çok yakışmadığı yeri işaret ediyor: Kendi izzetini bir kenara bırakıp, "yabancının bir bakışı" için ruhunu muvakkaten satılığa çıkaranların dünyasını.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 05 Şubat 2026 Perşembe - 08:30 | GDH Haber
B. Pembe… Gönlüm sende. Kız rengidir, masumdur, sevimlidir. Kiraz çiçeklerine, begonvile, sklamene, güle, şakayıka çok yakışır. Kız çocuklarının elbisesine, pamuk şekere, çilekli süte en çok o renk yaraşır. Yakışmadığı bir yer varsa o da neticedir. Türk muhafazakârının neticesi kolay kolay başka renk tutmaz. Ötekinin bir nigahı için ruhunu muvakkaten şeytana satmaktan geri durmaz Türk muhafazakarı. Seksenli, doksanlı yılların dindar-muhafazakâr bilinen gazete ve dergilerine şöyle bir bakın; rastgele seçin aralarından, illaki şöyle bir habere denk geleceksinizdir: Amerikalı papazdan İslamiyete övgü. Oruç çok sağlıklı bir şey…. Dininden, imanından şüphesi varmış da dışarıdan bir tasdik edici tarafından tasdik edilmesi halinde mutmain olacakmış gibi sürekli bir ötekine yaranma ve ötekinden gelecek nigahı kardeşinin samimi muhabbetine yeğ tutma halidir bu. En radikal formunu Fethullahcılık olarak gördük, lakin o temayülden bir nüve hemen bütün dindar-muhafazakâr camialarda az yahut çok vardır. Bu neticesi pembeliğin en önemli sebebi elbette aşağılık kompleksidir bilaşüphe… Seyyidina Ömer efendimiz “Allah biz din-i İslam ile aziz kıldı” buyururken yetinilmesi gereken en büyük şerefin ne olduğunu 1400 yıl evvelden hepimize beyan etmişti. Yetinmek kelimesi dahi kulağa rahatsız edici geliyor; zira bu öyle bir şereftir ki, size, aba-ü ecdadınıza, evlad-ü ahfadınıza yeter de artar, dolar da taşar ve civarınızdakiler de o şereften hissemend olur. Öyle fakirin aza kanaat etmesi gibi bir şey değil yani; o sebeple yetinmek kelimesi pek yakışıksız duruyor. Velakin bu derya içre mâhiler içine doğdukları nimetin ne olduğunu bilemedikleri için sürekli bir başka tasdik ediciye ve kendilerine sevimli bakıcıya ihtiyaç duyarlar. İşte neticeleri bu ihtiyaç halinden, onların bu muhtaciyetinden dolayı pembeleşir. İzzetin ve istiğnanın en çok yakıştığı kimsedir oysa müslüman.
Gelgelelim bu izzetsizlik ve müstağni olamama hali doğuştan gelen bir uzuvlarıymışçasına yapışmış bunlara; anadan doğarken ak pak olan neticeleri bu uzuv taazzuv ettikçe pembeleşir. Onların hallerine kırılır, öfkelenir, içerlersiniz de söylenmeye başlarsınız tak edince; velakin karşınızda sizi, serzenişinizi, öfkenizi bir türlü anlayamayan bir kimse bulursunuz. Summun bukmun umyun… Esasen çok zeki insanlardır ama neticelerindeki pembelik alıcılarının doğru düzgün çalışmasına mani olur da sinyal bir türlü çekemez. Aziz olmak hali, bir şekilde Allahın inayeti ve merhametiyle sizi layık gördüğü o mensubiyet sizi tüm dünyanın üzerinde bir şerefe kavuşturmuşken eğer siz pembe neticeniz sebebiyle bu şereften mahrum olanları sürekli sizden üstün zannediyorsanız baştan aşağı her şeyi yanlış yapmışsınız demektir. Öyle aşağılık kompleksi diyerek masumlaştırmamalı, insanileştirmemeli, anlaşılır kılmamalı bu hali. Zira pembe neticelinin küfrettiği yalnız kendi izzeti haysiyeti değil, nimet-i ilahidir. Ben söylemiyorum Allah söylüyor; şükredin küfretmeyin buyuruyor. Gelgelelim pembe bunu anlamaya da mani oluyor. Doğrusu bu kadar ahmaklık da bırakın muhatap olunmayı, öfkelenilmeyi dahi hak etmiyor. Güzeller güzeli pembe, her şeye çok yakışıyor, tek yakışmadığı şey olan netice ise bunların işgüzarlığı sebebiyle gözümüzün önünden bir türlü fariğ olmuyor…
Devamını Oku
30 Ocak 2026 Cuma - 08:33
Devamını Oku
22 Ocak 2026 Perşembe - 10:13
Devamını Oku
15 Ocak 2026 Perşembe - 08:56