Yapay zekâ çağında dünya eğitim süresini kısaltıp üretken nesiller yetiştirmeye odaklanıyor. Bilgi artık saniyeler içinde ulaşılabilirken, neden hâlâ ezber, neden hâlâ uzun lise yılları? Türkiye eğitimde neyi kaçırıyor?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 14 Ocak 2026 Çarşamba - 22:18 | GDH Haber
Eğitim sistemleri yalnızca kaç yıl sürdüğüyle değil, hangi yaşta neyin öğretildiğiyle anlam kazanır. Bugün dünyanın birçok gelişmiş ülkesi, eğitim süresini uzatmak yerine kademelerin işlevini yeniden tanımlamayı tartışıyor. Çünkü çocukların öğrenme kapasitesi, yaşa ve gelişim dönemine göre şekilleniyor; her dönemin kendine özgü bir amacı var.
Dünyada eğitim politikaları hızla değişiyor. Yapay zekânın bilgiye erişimi saniyelere indirdiği, bilginin ezberlenmekten çok anlamlandırılması, uygulanması ve dönüştürülmesi gereken bir çağdayız. Bu nedenle birçok ülke, eğitim süresini uzatmak yerine okulda geçirilen zamanı daha anlamlı hâle getirmeye; bilgi aktaran yapılar yerine problem çözen, düşünen, girişimci ve katma değer üretebilen bireyler yetiştirmeye odaklanıyor. Ders saatleri azalırken proje temelli öğrenme, disiplinler arası çalışmalar ve gerçek hayatla temas artıyor.
Eğitim artık “ne kadar biliyorsun?” sorusundan çok, “bildiğinle ne yapabiliyorsun?” sorusuna cevap arıyor.
Türkiye’de ise yapay zekâ çağının gerektirdiği dönüşüm, eğitim politikalarına yeterince yansımıyor. Eğitim tartışmaları hâlâ süre üzerinden yürütülüyor, başarı sınav sonuçlarıyla ölçülüyor; gençler uzun yıllar boyunca büyük ölçüde aynı içeriklerle sistem içinde tutuluyor. Yapay zekânın dönüştürdüğü meslekler, değişen beceri setleri ve ortaya çıkan yeni iş alanları konuşulurken; okullarımızda hâlâ ezber ağırlıklı müfredatlar, tekrar eden lise yılları ve üniversiteye endeksli bir başarı tanımı hâkim. Süre uzuyor ama derinlik artmıyor; gençler daha çok okulda kalıyor, hayata daha geç başlıyor. Oysa mesele daha fazla yıl değil, daha cesur ve çağın ruhunu yakalayan bir eğitim anlayışı inşa edebilmekte.
Tam da bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor: Türkiye’nin mevcut eğitim süresi ve kademelendirme modeli, dünya eğitim sistemleriyle ne kadar uyumlu?
İngiltere: Erken başlayan, dengeli dağılan bir eğitim papısı
İngiltere’de eğitim sistemi, çocuğun gelişim ritmini merkeze alan bir yapı üzerine kuruludur.
Bu yapı bize şunu gösterir: Okul öncesi ve erken çocukluk dönemi güçlü bir pedagojik zemine oturur, daha erken yaşta zorunlu eğitim başlar, okuma yazda 5 yaşa kadar çözülür. Zorunlu eğitim, öğrenciyi yormadan temel yeterlilikleri kazandırmayı amaçlar. Lise sonrası dönem, öğrencinin hedeflerine göre şekillenen ayrı bir aşama olarak ele alınır. Lise uzatılmış bir bekleme süreci değil, üretken bir kademe olarak ele alınır.
Almanya: Süreden çok yönlendirme
Almanya’da eğitim eyaletlere göre değişiklik gösterse de temel yaklaşım nettir:
Almanya’da lise süresi kısadır; çünkü öğrenciler erken dönemde ilgi ve yeteneklerine göre yönlendirilir. Amaç herkes için aynı akademik yolu zorlamak değil, farklı başarı tanımlarına alan açmaktır. Bu yüzden lise ve üniversiteler arasındaki bağ ve öğrenci alım kriterleri arasında bir bağ vardır.
Fransa: Kademeleri net, süreleri dengeli bir model
Fransa’da eğitim sistemi şu şekilde yapılandırılmıştır:
Fransa’da lise; genel, teknik ve mesleki yollarla net biçimde ayrılır. Bu üç yıl, tekrarların değil; derinleşme ve kariyer odaklı yönelim zamanıdır.
Türkiye: 4+4+4 ve lise üzerine yeniden düşünmek
Türkiye’de bugün uygulanan 28 Şubat bakiyesi yapı:
Toplam süreye bakıldığında Türkiye, özellikle lise açısından Avrupa’daki en uzun modellerden birine sahiptir. Ancak sürenin uzunluğu, aynı oranda pedagojik derinlik üretmiyor.
Bugün şu sorular daha yüksek sesle sorulmalı:
Sahada karşılaşılan tablo çoğu zaman benzer: Lisenin son yılları öğrencide kopuş, öğretmende motivasyon kaybı, velide ise belirsizlik yaratıyor. Uzayan süre, derinleşmeden çok yorgunluk biriktiriyor.
Neden İngiltere modeli lise için önemli bir referans?
İngiltere modeli, Türkiye için özellikle lise aşamasında güçlü bir referans sunuyor:
Bütüncül bir ortaöğretim yapısının ardından, isteğe bağlı ve hedefe yönelik bir üst aşama; öğrencinin hem akademik hem kişisel gelişimini destekler.
Türkiye’nin artık “kaç yıl eğitim?” sorusundan çıkıp, “hangi yaşta, hangi beceri?” sorusuna yönelmesi gerekiyor.
Lise ne kadar uzunsa o kadar iyi olduğu düşüncesi, bugün karşılığını yitirmiş durumda. Önemli olan gençlerin kaç yıl okulda kaldığı değil; okuldan neyle çıktığıdır.
Avrupa ülkeleri bu dönüşümü yaptı. Türkiye’nin de karşılaştırmalı örneklerden beslenerek, pedagojik temelli ve sahayı gözeten bir lise reformunu tartışmaya açması gerekiyor. Çünkü eğitimde atılan her doğru adım, yalnızca bugünü değil; bir kuşağın geleceğini belirler.
Devamını Oku
21 Ocak 2026 Çarşamba - 01:35
Devamını Oku
10 Ocak 2026 Cumartesi - 09:59
Devamını Oku
05 Ocak 2026 Pazartesi - 22:21