Cato Institute: Avrupa'nın savunma bağımsızlığı mümkün mü?
Münih Güvenlik Konferansı, Avrupa savunması hakkında hangi mesajları verdi? İşte Avrupa'nın savunma bağımsızlığına giden yolda engeller.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 16.02.2026 - 01:12
ABD merkezli düşünce kuruluşlarından Cato Institute'de, yaklaşık 3 gün süren Münih Güvenlik Konferası'ndan yansımaların ve Avrupa ülkelerinin ABD'de n bağımsız bir şekilde savunma arayışlarının değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
ABD askeri ekipmanına bağımlılık ve ülkelerin farklı önceliklerinin, bir Avrupa savunma politikasının oluşturulmasının önündeki en önemli engeller olduğu tespiti yapılan analizde, 2025 ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi ve Trump'ın MAGA yaklaşımının da Avrupa'yı giderek daha fazla zorladığı belirtildi.
Analizde ayrıca; Avrupa ülkelerinin değerler ve egemenlik konusunda da bir ayrışma döneminde olduğuna dikakt çekilerek, birliği gelecekteki savunma adımlarına dair değerlendirmeler yapıldı.
İşte Cato Institute'de yayınlanan analiz:
ABD askeri ekipmanına bağımlılık, farklı öncelikler ve ayrışan kimlikler, birleşik bir Avrupa savunma politikasının oluşturulmasının önünde önemli engeller oluşturmaktadır.
Bu hafta Münih Güvenlik Konferansı’nda dünyanın jeopolitik elitleri bir araya gelirken, birçok Avrupalı analist ve politika yapıcı Trump yönetiminin son bir yıldaki politikalarına yanıt olarak hükümetlerine kendi savunmalarını sağlayacak kapasiteyi geliştirme çağrısı yapacaktır.
Öncelikle değerler ve egemenlik konusunda bir ayrışma ortaya çıkmıştır. 2025 ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi, göç nedeniyle “medeniyetin silinmesi” uyarısında bulunarak Avrupa’daki ana akım siyasi güçlere karşı ABD’nin “direnci teşvik edeceğini” belirtmiştir.
İkinci olarak Başkan Donald Trump, NATO müttefiki Danimarka’ya bağlı Grönland üzerinde kontrol talebini defalarca dile getirmiş ve bunu sağlamak için güç kullanımını dışlamayı reddetmiştir.
Avrupalı müttefikler Danimarka’nın yanında durduktan sonra Trump güç kullanımını dışlamış, ancak ABD’nin Grönland’ı kontrol etmesi gerektiği yönündeki ısrarını sürdürmüştür.
Son olarak Trump yönetimi, Avrupa müttefiklerinden kendi güvenliklerini sağlamalarını, ABD’nin ise yalnızca destekleyici rol üstlenmesini talep etmiştir.
Trump’ın politikalarının sonucu olarak Avrupa’da birçok kişi artık ABD’nin NATO’nun 5. Maddesi kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getireceğine güvenmemektedir. Ancak Avrupa liderleri savunma bağımsızlığı yönünde adımlar tartışırken önlerinde üç önemli engel bulunmaktadır.
Kritik kabiliyet bağımlılığı ve tehdit algısı ayrışması
Trump yönetiminin Avrupalıların kendi savunmaları için daha fazla sorumluluk üstlenmesi talebi göz önüne alındığında, müttefiklerin silahlı kuvvetlere daha fazla harcama yapması yönündeki baskı anlaşılabilir bir durumdur.
NATO’nun 2025 Lahey Zirvesi’nde müttefiklerin GSYH’nin yüzde 3,5’ini savunmaya ve ek yüzde 1,5’ini savunma bağlantılı ihtiyaçlara ayırma taahhüdü bu açıdan doğru yönde bir adım olarak görülmektedir. Ancak yalnızca harcama artışı savunma bağımsızlığı için yeterli olmayacaktır. Avrupa müttefiklerinin hâlen ABD’ye bağımlı oldukları özel kabiliyetleri geliştirmeleri gerekmektedir.
Bu “kritik kolaylaştırıcılar” arasında entegre istihbarat, gözetleme ve keşif sistemleri, stratejik hava taşımacılığı, füze savunması ve düşman hava savunmasının bastırılması yer almaktadır. Bu kabiliyetlerin elde edilmesi için Avrupalı müttefiklerin birbirleriyle koordinasyon sağlaması gerekecek ve bunların edinilmesi ile etkin şekilde konuşlandırılması zaman alacaktır.
Araştırmalar, müttefiklerin Rusya’ya yönelik tehdit algılarının da farklı olduğunu göstermektedir.
Polonya gibi ülkeler on yılı aşkın süredir Rusya tehdidine yoğun şekilde odaklanmış ve buna karşı gerekli tüm adımları atmaya istekli olmuştur. Üst düzey bir Polonyalı güvenlik yetkilisi Rusya’yı “imparatorluğunu ve etki alanını yeniden kurmayı amaçlayan yeniden yükselen, revizyonist, post-kolonyal bir güç” olarak tanımlamıştır.
Almanya’da da Rusya’nın Avrupa güvenliği için ciddi bir tehdit olduğu yönünde benzer görüşler bulunmaktadır; ancak Alman kimliğinin bazı unsurları verilen yanıtı sınırlamaktadır. Bu tehdit algıları savunma harcamalarına da yansımaktadır. Polonya 2026’da GSYH’nin yüzde 4,8’ini savunmaya ayırmayı planlarken Almanya’nın 2026 bütçesi 108 milyar avro ile 2024 bütçesinden yaklaşık yüzde 50 daha yüksektir.
Fransa ve Birleşik Krallık’ta ise Rusya tehdidine ilişkin kaygı daha düşük yoğunluktadır. Paris ve Londra’da Rusya’nın kabiliyetleri ve niyetleri konusunda endişeler dile getirilse de her iki ülke de bağımsız nükleer cephaneliklerinin Rusya’nın doğrudan kendi topraklarını hedef almasını engelleyeceğine inanmaktadır. Bu nedenle Moskova’dan gelen tehdit daha az acil görülmektedir.
Bu durum önemlidir çünkü Avrupa’nın ikinci ve üçüncü büyük ekonomileri olan İngiltere ve Fransa’nın NATO harcama hedeflerine 2035’ten önce ulaşma yolunda olmadığına dair değerlendirmeler bulunmaktadır.
Roma’da yapılan görüşmelerde ise İtalya için en büyük tehdidin kontrolsüz göçü tetikleyen Akdeniz istikrarsızlığı olduğu ifade edilmiştir. Bu nedenle İtalyan hükümeti savunma harcamalarını artırmayı gerekçelendirmekte zorlanmaktadır. İtalya yüzde 2 savunma harcaması hedefini yeni harcamalarla değil mevcut harcamaları yeniden sınıflandırarak karşılamıştır.
Hükümetin mali kısıtlar çerçevesinde 2028’e kadar yüzde 2,5 hedefi bulunmaktadır. Avrupa’nın dördüncü büyük ekonomisi olan İtalya’nın yanı sıra NATO’nun güney kanadındaki diğer müttefikler de benzer şekilde Rusya konusunda sınırlı kaygı taşımaktadır.
Kimlik, tarihsel miras ve askeri kültür farklılıkları
Avrupa savunma bağımsızlığı yolundaki son önemli engel, önde gelen Avrupa ülkelerinin tarihsel deneyimleri ve kimlikleridir. Fransa ve Birleşik Krallık’ta birçok kişi ülkelerini geçmişte küresel imparatorlukların merkezinde yer almaları nedeniyle hâlen küresel güç olarak görmektedir.
Bu kimlik, her iki ülkenin askeri konuşlanma yapısını da şekillendirmektedir. Birleşik Krallık Bahreyn, Brunei ve Kıbrıs’ta önemli askeri birlikler bulundururken Fransa Güney Amerika’dan Güney Pasifik’e kadar “egemenlik kuvvetleri” ve Fildişi Sahili, Cibuti ve Çad’da konuşlu birlikler bulundurmaktadır.
Bu küresel güç kimliği, askeri yapıların dünya genelinde küçük ancak yüksek eğitimli birliklerin konuşlandırılması ihtiyacına göre şekillenmeye devam etmesi anlamına gelmektedir. ABD Avrupa güvenliğinin lideri olmaya devam ettiği sürece bu durum sorun teşkil etmemektedir.
Ancak Avrupa savunma bağımsızlığı hedefleniyorsa tüm kaynakların Rusya tehdidine odaklanması gerekecektir.
İtalya ve Almanya’da ise İkinci Dünya Savaşı’ndaki yıkıcı genişleme politikalarının tarihsel mirası, kamuoyunda savunma harcamalarına ve askeri güç kullanımına yönelik derin bir şüphe yaratmıştır. Almanya’da zorunlu askerlik tartışmalarında bu kaygılar açıkça görülmüş ve ordu birçok uzmana göre Rusya tehdidi için yetersiz olan gönüllü modelde kalmıştır.
İtalya’da pasifizm, savunma harcamalarına sınırlı kamu desteği ve ordunun son yıllarda daha çok barışı koruma ve iç güvenlik görevlerinde kullanılmasıyla kendini göstermektedir. Almanya ve İtalya’daki bu pasifist eğilimler, Avrupa savunma bağımsızlığına katkı sağlayacak adımların önünde engel oluşturmaktadır.
Avrupa engelleri nasıl aşabilir?
Bu engeller karşısında politika yapıcıların Avrupa hükümetlerinin kendi savunmalarını üstlenebilmesi için gerekli maliyetli adımların zorunluluğunu açık ve düzenli şekilde anlatmaları gerekmektedir. Bu süreçte tehdit algıları ve kimlik hassasiyetleri dikkate alınmalıdır.
Alman General Alexander Sollfrank’ın ifade ettiği gibi;
“Caydırıcılık ancak inandırıcıysa işe yarar. Savaşmamak için savaşmaya hazır olmalıyız.”
Sollfrank, Almanya’nın savaştan kaçınmak istiyorsa daha güçlü askeri kapasiteye ihtiyaç duyduğunu açıkça ortaya koymuştur.
Avrupa liderlerinin de kıtanın gelecekte savaştan kaçınabilmesi için fedakârlıkların gerekli olduğunu kamuoylarına anlatmaları gerekmektedir.
Kaynak:
Cato InstituteGDH Digital Telegram kanalına abone olabilirsiniz.
İLGİLİ HABERLER
The Conversation: Dünyada yeni bir emperyal çağ mı başlıyor?
The Hill: Asya'daki “güç oyunu” nasıl şekillenecek?
ABD-Azerbaycan ilişkilerinde yeni sayfa: Stratejik ortaklık
Arab News: Esed sonrası yeni bölgesel ortaklıklar
Rubio’dan Suriye itirafı: Ülkenin parçalanması yerine Şara ile çalışmayı seçtik
Ermenistan-ABD ilişkileri Rusya'yı kaygılandırdı
DİĞER HABERLER
Arab News: Esed sonrası yeni bölgesel ortaklıklar
Gulf State Analytics: İsrail ateşkesi nasıl bitirmeye çalışıyor?
The Hill: ABD, İran'da bataklığa mı saplanacak?
The National Interest: ABD İran'ı tekrar vuracak mı?
Middle East Monitor: “İsrail istisnacılığı” küresel düzeni nasıl yok etti?
The New Arab: “ABD-İran dizisinin yeni bölümünde” neler olacak?
The Guardian: İsrail'in Batı Şeria'da işgal adımları ve tepkiler
The European Conservative: Yeni küresel düzende Avrupa hayatta kalabilecek mi?
Middle East Eye: Türkiye ve Suudi Arabistan ortaklığının potansiyeli
Politico: Avrupa’nın bağımsızlık arayışı dönüm noktasında

