Middle East Monitor: Ortadoğu’da sıfır toplamlı savaşın kilidi nasıl açılacak?
ABD, İran, İsrail, Rusya, Çin ve Körfez ülkeleri süreçten nasıl çıkacak? Ortadoğu’da sıfır toplamlı savaşın kilidi nasıl açılacak?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 30.03.2026 - 00:47
İngiltere merkezli önemli yayın organlarından Middle East Monitor'de, artık birinci aynı dolduran İran savaşının, hem küresel hem de savaşın içerisinde kalan aktörler açısından değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
Savaşın, yüzeyde görünen askeri çatışmaların ötesinde büyük sonuçları da beraberinde getireceği iddia edilen analizde, ancak başta ABD olmak üzere, tarafların aslında neyi başarmak istediğinin hiçbir zaman açık biçimde tanımlanmamış olmasının en büyük sorun olarak ortada durduğu tespiti yapıldı.
Analizde ayrıca; ABD'de, İsrail'e, İran'dan Çin'e, Körfez ülkelerinden Avrupa'ya kadar savaştan etkilenen tüm aktörlerin beklentilerine dair değerlendirmelere yer verildi.
İşte Middle East Monitor'de yayınlanan analiz:
Ortadoğu’yu saran savaş, yüzeyde görünen askeri çatışmaların ötesinde, iki uzlaşmaz varoluş stratejisinin çarpışmasına dayanıyor.
İsrail açısından güvenlik, artık yalnızca İran’ın vekil unsurlarını zayıflatmakla sınırlı değil.
Netanyahu’nun çizdiği çerçevede bu, İran devletinin çözülmesini ve etnik hatlar boyunca parçalanmasını içeren maksimalist bir hedefe dönüşmüş durumda. Buna karşılık Tahran, kendi varlığını “direniş ekseni” ile birlikte tanımlıyor. Yani mesele, sınırların ya da nüfuz alanlarının ötesinde, doğrudan rejimlerin varlığına ilişkin bir hesaplaşma.
Bu nedenle çatışma, klasik anlamda yönetilebilir bir kriz değil. Edward Luttwak’ın işaret ettiği gibi, Ortadoğu’da ateşkesler çözüm değil, sadece yeniden silahlanma için verilen aralardır. Bugün sahada görülen her “düşük yoğunluklu sükûnet”, aslında bir sonraki çatışma evresinin hazırlığıdır.
İran’ın ayakta kalmasının küresel anlamı
Bu savaşın sertliği, yalnızca bölgesel rekabetten değil, küresel jeopolitiğin sert gerçeklerinden besleniyor. İran’da Batı yanlısı bir yönetimin ortaya çıkması, Çin’in Kuşak ve Yol hattını kesintiye uğratacak, Rusya’nın sıcak denizlere erişim stratejisini zayıflatacak ve Pakistan’ın bölgesel konumunu sarsacaktır.
Bu nedenle Tahran’ın ayakta kalması, Pekin ve Moskova için ideolojik değil, doğrudan stratejik bir zorunluluk niteliği taşıyor.
ABD açısından ise tablo daha farklı.
İsrail’in güvenliği vazgeçilmez bir öncelik olsa da, Washington coğrafi mesafenin sağladığı avantajla bu çatışmayı varoluşsal bir tehdit olarak hissetmiyor. Bu asimetri, tarafların savaşa yüklediği anlamı kökten değiştiriyor. Vali Nasr’ın vurguladığı gibi, ABD uzun süredir İran’ın bölgesel derinliğini ve kök salmış etkisini sistematik biçimde küçümsüyor.
Washington: Sahada kazanım, stratejide belirsizlik
ABD sahada bazı taktik başarılar elde edebilir ve bunu kamuoyuna bir zafer olarak sunabilir. Irak’taki Şii milislerin zayıflatılması ya da deniz üstünlüğünün gösterilmesi, bu anlatının temelini oluşturacaktır. Ancak stratejik bilanço bu kadar net değil.
Biden’dan Trump’a uzanan süreç, Washington’ın bu savaştaki hedeflerini berraklaştırmak yerine daha da muğlak hale getirdi. Özellikle Trump’ın kendi tabanında yükselen “bu bizim savaşımız değil” söylemi, Amerikan iç siyasetinde ciddi bir kırılmayı işaret ediyor. Savaşın uzaması ya da Hürmüz’de yaşanacak büyük bir askeri kayıp, yalnızca dış politikayı değil, doğrudan iç siyasi dengeyi sarsabilir.
Buradaki temel sorun, ABD’nin neyi başarmak istediğinin hiçbir zaman açık biçimde tanımlanmamış olmasıdır. Robert Kagan’ın da işaret ettiği gibi, askeri güç tek başına yeterli değildir; asıl belirleyici olan, o gücün hangi stratejik amaç için kullanıldığıdır. Bu savaşta ise o amaç kamuoyuna hiçbir zaman net biçimde anlatılamadı.
İsrail: Taktik başarı, stratejik aşınma
İsrail açısından savaşın en kritik sonucu, sahadaki kazanımlardan çok uzun vadeli stratejik aşınma olacaktır. Netanyahu’nun rejim değişikliği ve İran’ın parçalanması gibi hedefleri, askeri gerçekliklerle örtüşmüyordu. İran’ın devlet yapısı, Devrim Muhafızları, nükleer bilgi birikimi ve ideolojik meşruiyeti, bombardımanla ortadan kaldırılabilecek unsurlar değil.
Bu hedeflerin gerçekleşmemesi, İsrail içinde ciddi bir siyasi hesaplaşmayı beraberinde getirecek. Savaş öncesinde geri plana itilen yolsuzluk ve güven ihlali dosyalarının yeniden gündeme gelmesi kaçınılmaz görünüyor.
Daha da önemlisi, İsrail’in caydırıcılık mimarisi zarar görecek. Hizbullah ve Hamas, bu süreci “direnişin başarısı” olarak çerçeveleyecek. Bu da yalnızca askeri değil, psikolojik bir denge değişimi yaratacak. Abraham Anlaşmaları’nın dayandığı “yenilmez İsrail” algısının zedelenmesi, bölgesel normalleşme sürecini de yavaşlatacaktır.
Tam da bu noktada, Tamir Pardo’nun uyarısı anlam kazanıyor: Siyasi hedefi olmayan askeri başarılar, uzun vadede stratejik yenilgi üretir.
İran: Hayatta kalmak zaferdir
İran açısından savaşın matematiği son derece nettir. Rejimin ayakta kalması, tek başına bir zafer olarak okunacaktır. Tahran, hem İsrail’in hem de ABD’nin askeri baskısına rağmen varlığını sürdürebildiği ölçüde, bu çatışmadan güçlenerek çıkacaktır.
Bu durum yalnızca askeri değil, ideolojik bir etki de yaratacaktır. İran’ın vekil güçleri ağır kayıplar verse bile, bu Tahran için yeni bir tablo değil. Geçmişte defalarca zayıflayan bu yapıları yeniden inşa edebilmiş bir stratejik sabırdan söz ediyoruz.
Bu süreç, İran’ın Rusya ve Çin ile ilişkilerini daha da derinleştirecek ve onu Akdeniz’den Hint Okyanusu’na uzanan hatta ABD’ye karşı en önemli denge unsurlarından biri haline getirecektir. Ray Takeyh’in de belirttiği gibi, İran rejimi çoğu zaman beklenenden daha esnek ve dayanıklıdır.
Büyük güçlerin bilançosu
Savaşın geniş resmine bakıldığında, en dikkat çekici kazanç Rusya ve Çin tarafında ortaya çıkıyor. ABD’nin dikkatinin Körfez’e kayması, Moskova’ya Ukrayna ve çevresinde stratejik alan açarken, Çin askeri risk almadan hem enerji güvenliğini hem de ticaret hatlarını koruyor.
Buna karşılık Irak ve Lübnan gibi kırılgan devletler bu çatışmanın en ağır yükünü taşıyor. Mezhepsel dengelerin bozulması ve devlet kapasitesinin daha da zayıflaması, bu ülkeleri uzun vadeli istikrarsızlığa sürüklüyor. Körfez ülkeleri kısa vadede nefes alsa da, güvenliklerinin büyük ölçüde ABD’nin siyasi iradesine bağlı olduğunu bir kez daha deneyimliyor.
Çıkışı olmayan savaş
Bu savaşın en tehlikeli yönü, yıkıcılığından çok çözümsüzlüğüdür. Taraflar hedeflerinden vazgeçemiyor, ancak bu hedeflere ulaşacak araçlara da sahip değiller. Bu durum, çatışmayı kaçınılmaz biçimde uzayan bir yıpratma savaşına dönüştürüyor.
Dolayısıyla ateşkesler kalıcı olmayacak. Savaş; suikastlar, siber operasyonlar, yaptırımlar ve vekil güçler üzerinden farklı formlarda devam edecek. Nükleer kapasite ise bu uzun mücadelenin en kritik belirleyeni olmaya devam edecek.
Sonuç olarak küresel aktörler pozisyonlarını almış durumda.
Rusya ve Çin, doğrudan savaşmadan stratejik kazanç elde eden tarafta yer alırken, ABD ve İsrail belirsiz hedeflerle yürütülen maliyetli bir çatışmanın içinde sıkışmış görünüyor. Ortadoğu’nun halkları ise bu büyük denklemin dışında kalmaya devam ediyor; ancak bedelini en ağır şekilde ödeyen taraf olmayı sürdürüyor.
Kaynak:
Middle East MonitorGDH Digital Telegram kanalına abone olabilirsiniz.
İLGİLİ HABERLER
The Hill: Asya'daki “güç oyunu” nasıl şekillenecek?
İran Trump'a rest çekti: Askerleriniz köpekbalıklarına yem olur
İran’da ABD ve İsrail bağlantılı 41 kişi gözaltında
İsrail Kudüs Latin Patriği’nin Palmiye Pazarı ayinine girişini engelledi
Zelenskiy'nin Körfez ziyareti ne anlama geliyor?
Ticaret Bakanlığı'ndan CHP'ye "İsrail ile ticaret" tepkisi!
DİĞER HABERLER
Foreign Affairs: ABD, Rusya gibi çamura mı saplanacak?
National Security Journal: Önce ABD mi yoksa İran mı vazgeçecek?
The National Interest: İran savaşı Arap dünyasını nasıl değiştirecek?
The Hill: ABD ve İsrail, İran'a nasıl boyun eğdirecek?
Newsweek: Trump İran savaşından bir çıkış yolu bulmak zorunda
TIME: Çin neden İran'a savaş sırasında destek vermedi?
The New Arab: İsrail'in Güney Lübnan'ı 'Gazzeleştirme' planı
Brussels Signal: Batı'nın yeni müttefiklik sınavı İran!
Arab Center DC: İran Savaşı ve Körfez ülkelerinin stratejik sabrı
Arab News: İran savaşının Türkiye-Güney Kafkasya ilişkilerine olası etkileri

