National Security Journal: Önce ABD mi yoksa İran mı vazgeçecek?
Aldığı büyük darbelere rağmen, İran ne teslim olma ne de ateşkes niyetinde değil. Peki savaş, ABD için mi yoksa İran için mi tükeniş savaşı olacak?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 27.03.2026 - 00:13
ABD merkezli düşünce kuruluşlarından National Security Journal'da, 1. ayına girmek üzere olan İran savaşının geldiği noktanın değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.
İran'ın, ABD ve İsrail saldırıları nedeniyle savaş öncesine göre büyük oranda özellikle saldırı kabileytlerini kaybettiği belirtilen analizde, buna rağmen İran tarafı ne teslim olma ne de ateşkes arayışına girme niyetinde olmadığı belirtildi.
Analizde ayrıca, savaşın bundan sonra nereye gidebileceğine dair öngörülere ve değerlendirmelere yer verildi.
İşte National Security Journal'da yayınlanan analiz:
ABD ve İsrail tarafından İran’a karşı yürütülen savaşta, İran rejiminin taarruz kabiliyetleri savaş öncesi gücünün çok gerisinde.
ABD ve İsrail savaş uçakları İran hava sahasında neredeyse hiçbir engelle karşılaşmadan faaliyet göstermekte, 2025 ve 2026 boyunca icra edilen binlerce görevde yalnızca bir uçak düşman ateşiyle vuruldu.
İran’ın askeri altyapısı büyük ölçüde tahrip edildi; geriye yalnızca petrol altyapısı ve radar sahalarına yönelik seçici saldırılar ile uluslararası deniz taşımacılığını baskılama kapasitesi kaldı. Pentagon bu durumu, uzun vadeli stratejik sonuç üretmeyen ancak dikkat çekici “kamikaze tarzı” hamleler olarak değerlendiriyor.
Buna rağmen, Beyaz Saray ve Pentagon’un açıklamalarına karşın İran tarafı ne teslim olma ne de ateşkes arayışına girme niyetinde.
ABD Başkanı Donald Trump’ın ertelenen enerji altyapısını vurma tehdidi, temel bir soruna işaret etmektedir: ABD ve İsrail bir yıpratma savaşı yürütmekte, askeri altyapıyı tahrip ederek İran’ı teslim olmaya zorlamayı hedeflemektedir. Varsayım şudur: İran savaşamaz hale gelirse savaşmayacaktır.
Ancak sahadaki gerçeklik farklıdır. İran, kapasiteye değil iradeye dayalı bir tükeniş savaşı yürütmektedir. Amaç; ABD ve İsrail saldırılarını absorbe etmek, dayanmak ve zamanla sabırsız Amerikan kamuoyunun yorulmasını beklemektir. Bu yaklaşım Vietnam’da, Afganistan’da ve Güney Lübnan’da defalarca işe yaramıştır. İran açısından zafer, kaybetmemektir.
Direniş ve sabır stratejisi
Askeri düşünce geçmişinin en önemli isimlerinden Carl von Clausewitz, devlet adamı ve komutanın en kritik görevinin savaşın doğasını doğru tanımlamak olduğunu vurgular.
Mevcut tabloda Washington ve Tel Aviv, çözümün İran’ın askeri kapasitesini yok etmek olduğuna inanmakta; böylece Tahran’ın zayıflığını kabul ederek geri adım atacağını varsaymaktadır. Gerçekten de yürütülen hava harekâtı beklentilerin ötesinde başarı sağlamıştır.
Ancak Vietnam Savaşı’nda ABD stratejisini şekillendiren “öldürülen düşman sayısı” yanılgısında olduğu gibi, bu yaklaşımın zafer getirmesi şüphelidir. Çünkü İran, yıpratma stratejisine karşı direnç ve sabır temelli bir tükeniş stratejisiyle karşılık vermektedir.
İran stratejisinin ilk ayağı “mukavemet”tir.Bunun en çarpıcı örneklerinden biri 2006’da yaşanmıştır. İsrail hava saldırıları Beyrut’un güneyindeki Hizbullah bölgelerini yerle bir etmiş, Güney Lübnan’daki altyapı büyük ölçüde yok edilmiştir.
Buna rağmen ateşkesin hemen ardından Hizbullah “İlahi Zafer Mitingi” düzenlemiş, yüz binlerce kişi yıkıntılar arasında zafer kutlaması yapmıştır. Ölenler “şehit”, hayatta kalanlar ise “direnişçiler” olarak yüceltilmiştir. Fiziki yıkım, direnişin bedeli olarak kabul edilmiştir.
İkinci ayak ise “sabr”dır. Bölge kültüründe hem zamansal hem de manevi anlamlar taşıyan sabır, ABD yönetiminin kendi söylemlerinde de karşılık bulmaktadır. Savunma Bakanı Pete Hegseth, savaşı haftalar içinde bitirme beklentisinden söz ederken; Başkan Trump uzun savaşlara karşı tutumuyla bilinmektedir.
Irak ve Afganistan tecrübelerinin ardından Amerikan kamuoyu yeni bir “uzun savaş” istememektedir. Yaklaşan seçimler de dikkate alındığında, İran açısından zamanın kendi lehine çalıştığı açıktır. Nitekim Taliban’ın yıllarca ABD’ye söylediği “Sizde saat var, bizde zaman” sözü bu yaklaşımı özetlemektedir.
Stratejik açmaz ve maliyet baskısı
Tükeniş stratejisinin bir diğer boyutu ise maliyettir. Hem hassas mühimmat tüketim hızı hem de doğrudan finansal yük, ABD açısından sınırlayıcı faktörlerdir. İran’la yürütülen savaş; Ukrayna gibi aktif cepheler ve Tayvan gibi potansiyel kriz alanlarıyla aynı kaynak havuzunu paylaşmaktadır.
Üstelik kullanılan her mühimmatın yerine konması uzun üretim süreleri gerektirmektedir. Her bir bomba hedefini vurabilir; ancak ABD ve İsrail stokları sınırsız değildir.
Tahran bu denklemi açık biçimde okumaktadır. Direniş ve sabır üzerinden Batı’ya karşı ayakta kalmayı, yani kaybetmeden kazanmayı hedeflemektedir. İran Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi’nin küresel petrol fiyatlarındaki artışı Batı’nın zafiyeti olarak yorumlaması bu yaklaşımın bir yansımasıdır. Yeni lider Mojtaba Hamaney’in ilk açıklamalarında da aynı strateji net biçimde görülmektedir: İran savunmasını sürdürecek, gerekirse Hürmüz Boğazı’nı bir kaldıraç olarak kullanmaya devam edecektir.
2002’de ABD’nin İran’ı “Şer Ekseni” olarak tanımlamasının ardından Tahran “Direniş Ekseni” kavramını benimsemişti. Bugün bu kavram yalnızca ideolojik bir slogan değil, sahada uygulanan bir savaş doktrini haline gelmiş durumda.
Sonuç olarak, ABD’nin yıpratma savaşı ile İran’ın tükeniş savaşı arasındaki bu stratejik uyumsuzluk, çatışmanın seyrini belirleyen temel unsur haline gelmiştir.
Washington kaynaklarını, sabrını ve küresel ekonomik dengeleri zorladıkça; Tahran zamana oynayan bir denklem kurmakta ve savaşın doğasını kendi lehine çevirmeye çalışmaktadır.
Kaynak:
National Security JournalİLGİLİ HABERLER
The National Interest: İran savaşı Arap dünyasını nasıl değiştirecek?
Trump İran'ın enerji tesislerini hedef alma kararını 10 gün erteledi
Putin İran savaşının küresel etkilerine dikkat çekti
İsrail ABD ile İran arasındaki ateşkes ihtimalinden endişeli
İran’dan atılan füzeler sonrası Tel Aviv’de halk metroya sığındı
ABD'nin iklime verdiği zarar 10 trilyon dolara mal oldu
DİĞER HABERLER
The Hill: ABD ve İsrail, İran'a nasıl boyun eğdirecek?
Newsweek: Trump İran savaşından bir çıkış yolu bulmak zorunda
TIME: Çin neden İran'a savaş sırasında destek vermedi?
The New Arab: İsrail'in Güney Lübnan'ı 'Gazzeleştirme' planı
Brussels Signal: Batı'nın yeni müttefiklik sınavı İran!
Arab Center DC: İran Savaşı ve Körfez ülkelerinin stratejik sabrı
Arab News: İran savaşının Türkiye-Güney Kafkasya ilişkilerine olası etkileri
The National Interest: Üçüncü Körfez Savaşı'nın sonuçları neleri değiştirecek?
Gulf State Analytics: Hürmüz krizinin küresel etkileri ne olacak?
The Spectator: İran'daki savaş Çin'i gerçekten zayıflatacak mı?


