Filonuzu dijitalleştirmenin yolu: Turkcell Filom

National Security Journal: ABD'nin İran savaşı ile asıl hedefi Rusya ve Çin mi?

İran savaşı, küresel düzenin yeniden yapılanmasına mı neden olacak? ABD'nin İran'a saldırırken asıl hedefi Rusya ve Çin miydi?

0:00

--:--

Son Güncelleme: 30.03.2026 - 22:02

NSosyal Logo
National Security Journal: ABD'nin İran savaşı ile asıl hedefi Rusya ve Çin mi?

ABD merkezli düşünce kuruluşlarından National Security Journal'da, ABD'nin İran'a karşı başlattığı savaşın küresel etkilerinin değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.

Dünyanın ve özellikle de ABD medyasının, ABD'nin İran saldırıları nedeniyle özellikle İran'da rejim değişikliği ve enerji fiyatlarına odaklandığına dikkat çekilen analizde, ABD'nin ise bundan çok daha öte bir hedef ile hareket ettiği iddia edildi.

Analizde ayrıca; İran savaşının sonuçlarının küresel düzene olası etkilerine dair değerlendirmelere yer verildi.

İşte National Security Journal'da yayınlanan analiz:

Özellikle Amerikan medyası benzin fiyatlarına, yaklaşan ara seçimler üzerindeki enflasyon baskısına ve Başkan Trump’ın anketlerdeki durumuna odaklanırken, aslında küresel ölçekte çok daha kritik bir gerçeklik ortaya çıkıyor.

Washington’un İran ile tırmanan çatışması; Kuzey Amerika, Avrupa, İsrail, Japonya, Güney Kore ve Avustralya’dan oluşan “özgür dünya”nın, kararlı bir “otoriter eksene karşı” tarihsel bir sınavına dönüştü.

Batı ittifakındaki kırılganlık

ABD’nin NATO müttefikleri sert açıklamalar yapsa da Hürmüz Boğazı’nda tankerleri korumak için deniz unsurları göndermiyor.

Bu durum, bir yandan Trump’ın NATO müttefiki ve AB üyesi Danimarka’ya ait Grönland’a yönelik tehditleri sonrası anlaşılabilir görülse de diğer yandan ise ciddi bir stratejik çelişkiye işaret ediyor.

Louisiana’daki Henry Hub ile Avrupa arasındaki LNG fiyat farkının yüzde 700 seviyesinde olması, aslında Avrupa’nın Körfez’de enerji akışının güvenliğine çok daha fazla önem vermesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Çin-Rusya-İran ekseni

Her dönemde Batı’nın karşısına belirleyici bir rakip çıkmıştır. 20. yüzyılda bu tehdit Nazi Almanyası ve Sovyetler Birliği idi. Bugün ise bu rolü, kaynak zengini ve otoriter yapıya sahip Pekin-Moskova ekseni ve müttefikleri üstleniyor.

Bu mücadele yalnızca askeri değil; asimetrik ve bilişsel savaş boyutlarını da içeriyor.

On yıllar boyunca İran, Rusya ve Çin; ABD’yi enerji zengini Basra Körfezi’nden çıkarmayı hedeflerken, İran’ın “Ateş Çemberi” olarak adlandırılan vekil güç ağını inşa etmesine destek verdi.

Bu perspektife göre Batı’nın başarıya ulaşması için tehdidin doğasını doğru tanımlaması gerekiyordu ve ABD, bunu İran üzerinden yapmayı tercih etti.

Bu nedenle Washington tarafından İran ile yaşanan savaş, aslında bir tercih değil, zorunluluk olarak tanımlanıyor.

En azından Tahran’ın kapasitesinin etkisiz hale getirilmesi, mümkünse rejim değişikliği; Orta Doğu’daki Çin ve Rusya yanlısı en önemli gücün devre dışı bırakılması anlamına gelecek diye değerlendiriliyor.

Bu durum aynı zamanda ABD’nin Körfez’deki askeri varlığına karşı çıkan, ancak Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn gibi müttefiklere saldırılar düzenleyen İran’ın bölgesel etkisini kırmayı da hedefliyor.

Enerji jeopolitiği ve küresel denge

İran’ın kontrol altına alınması ve Venezuela’daki Maduro yönetimiyle birlikte değerlendirilmesi, ABD’ye Çin’in sanayi gücünü besleyen enerji akışını dolaylı olarak denetleme imkanı sunabilir.

Körfez’de uzun vadeli Amerikan hakimiyetinin tesisi yalnızca petrol meselesi değil; küresel ticaretin en kritik damarlarının Batı yanlısı güçler tarafından kontrol edilmesi anlamına da gelebilir.

Bu çatışma aynı zamanda Irak ve Afganistan tecrübeleri sonrası ortaya çıkan “sonsuz savaşlar” algısını tersine çevirme fırsatı olarak görülebilir. Zira; İran’ın 47 yıllık politikalarının ve nükleer hedeflerinin geriletilmesi, ABD liderliğindeki bir koalisyonun yeniden sonuç alabileceğini gösterebilir.

Sonuç

Tüm bu dengeler doğrultusunda gelinen bu tablo, yalnızca askeri bir çatışmayı değil; aynı zamanda fikirler ve algılar üzerinden yürütülen çok katmanlı bir mücadeleyi işaret ediyor.

ABD, Çin-Rusya ekseninin dengelenmesi için Batı’nın stratejik özgüvenini yeniden kazanması, bütünlüğünü koruması ve özellikle Ukrayna ile İran sahalarında kararlı bir duruş sergilemesi gerektiği savunuyor ve bu doğrultuda hareket ediyor görünüyor.

İşte bu perspektife göre başarısızlığın maliyeti, Batı için tarihsel ölçekte çok daha ağır sonuçlar doğurabilir.

GDH Digital Telegram kanalına abone olabilirsiniz.

Abone Ol
Loading Spinner