12°
PodcastArşivGaleri

GDH TV

Ana Sayfa

Gündem

Dünya

Ekonomi

Savunma

Teknoloji

Kültür & Sanat

Spor

Sağlık

Yakın Plan

Yazarlar

Haftalık

‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌

GDH, dünya gündemini yakından takip eden haber platformu.

Gizlilik politikamızı okuyun.

Ana SayfaCanlı GelişmelerHava DurumuGazete ManşetleriİnfografikPodcastGaleriGündemDünyaYerel Haberler
EkonomiSavunmaTeknolojiSporKültür & SanatTarihSağlıkYaşamEğitimYakın Plan
YazarlarCuma HutbeleriDeprem HaritasıBiyografiUzayPozitifTeknofestHaftalıkTelevizyonSeçim
Hakkımızdaİletişim BilgileriKünyeReklam ve İş BirliğiBize Haber GönderGizlilik PolitikasıKullanım KoşullarıÇerez PolitikasıSosyal MedyaKariyer
© 2026 gdh.digital
Bizi Takip Edin:
HEMEN İNDİR
App Store
HEMEN İNDİR
Google Play
12°
PodcastArşivGaleri

GDH TV

text
text

Ana Sayfa

Gündem

Dünya

Ekonomi

Savunma

Teknoloji

Kültür & Sanat

Spor

Sağlık

Yakın Plan

Yazarlar

Haftalık

  • GDH
  • Yakın Plan
  • The National Interest: ABD İran'ı tekrar vuracak mı?

The National Interest: ABD İran'ı tekrar vuracak mı?

Trump'ın maksimalist talepleri, Netanyahu'nun baskıları ve bölge ülkelerinin stratejileri. ABD İran'ı tekrar vuracak mı?

0:00

--:--

Son Güncelleme: 13.02.2026 - 08:38

editor avatar
Adem Kılıç

Editör

Abone Ol

Google News Logo
Paylaş
The National Interest: ABD İran'ı tekrar vuracak mı?

ABD'nin önde gelen yayın organlarından The National Interest'de, ABD ve İran arasında devam eden gerilimin geleceğinin ve bu gerilime yönelik Netanyahu'nun ve bölge ülkelerinin yaklaşımlarının değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.

Washington ile Tahran arasında tırmanan gerilimin son haftalarda bir diplomasi trafiğine dönüştüğü belirtilen analizde, ancak bu müzakere sürecinin özellikle ABD Başkanı Trump'ın maksimalist talepleri ve İsrail başbakanı Netanyahu'nun baskıları nedeniyle çıkmaza girme riski ile karşı karşıya geldiği tespiti yapıldı.

Analizde ayrıca; başta Türkiye ve Suudi Arabistan gibi bölgesel aktörlerin attığı adımlar ve uzun vadeli stratejilerinin sürece etkisine dair değerlendirmelere yer verildi.

İşte The National Interest'de yayınlanan analiz:

ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik azami talepleri, ABD’nin doğrudan müdahale ihtimalini artırıyor.

Washington ile Tahran arasında tırmanan gerilim, kısa süreliğine de olsa savaşı önlemeye dönük yoğun bir diplomasi trafiğine alan açmış görünüyor. Her iki tarafın temsilcileri ve bölgesel aktörler, farklı başkentler arasında mekik dokuyarak bir çıkış yolu arıyor.

Bu sürecin somut çıktısı geçtiğimiz hafta Umman’da gerçekleştirilen dolaylı görüşmeler oldu. Trump bu teması “çok iyi” olarak nitelerken, İran Cumhurbaşkanı da görüşmeyi “ileri doğru bir adım” şeklinde tanımladı ve devamının geleceğini belirtti.

Müzakerelerin başlamış olması, her iki başkentin de çatışmayı kaçınılmaz görmediğine işaret ediyor. Ancak eşzamanlı olarak ABD donanmasına ait unsurların Basra Körfezi’ne sevk edilmesi, sahadaki askeri tablonun farklı bir mesaj verdiğini gösteriyor.

Bu askeri hareketliliğin savaşa hazırlık mı yoksa İran’ı taviz vermeye zorlamaya yönelik hesaplı bir baskı mı olduğu net değil. Trump söz konusu olduğunda niyet çoğu zaman değişken bir hedef haline geliyor. Aynı hamle hem tehdit, hem pazarlık unsuru, hem de anlık bir refleks olabiliyor.

Dış politika yaklaşımı doğrusal bir strateji izlemekten ziyade, çoğu zaman doğaçlama ve başkana en son kim erişim sağladıysa onun etkisiyle şekilleniyor. Bununla birlikte stratejik belirsizlik, tamamen yapısızlık anlamına gelmiyor. İç siyaset, bölgesel dengeler ve kişisel hesaplar gibi güçlü akımlar, ABD’yi ya çatışmaya sürüklüyor ya da frenliyor.

Stratejik bakış açıları

Washington’daki savaş yanlısı çevreler güçlü ve örgütlü. Rejim değişikliği hayali kuran, hatta bazıları monarşinin geri dönüşünü savunan İranlı sürgün gruplar, Trump döneminde yeni bir ivme kazandı.

Bu kesime, neokonservatifler, İsrail lobisi ve Senatör Lindsey Graham, Ted Cruz ve Tom Cotton gibi Kongre’deki şahin isimler eşlik ediyor. Bu çevrelere göre İran, Orta Doğu’da Amerikan-İsrail eksenli bir düzenin önündeki son engel.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun başkana sınırsız denebilecek bir erişimi var; 2025 yılında yedi kez Beyaz Saray’ı ziyaret etti. Netanyahu, İran’ın her adımını varoluşsal bir tehdit olarak çerçeveleme konusunda son derece mahir. Bu koalisyon açısından diplomasi ancak teslimiyetle sonuçlanırsa anlamlı.

Buna karşılık Amerikan siyasetinin farklı kesimlerine yayılan, daha geniş fakat dağınık bir savaş karşıtı kamuoyu da mevcut. Yirmi yılı aşan sonuçsuz savaşların ardından Amerikan seçmeni Orta Doğu’da yeni ve maliyetli bir angajmana sıcak bakmıyor. Önceliklerinin iç sorunlar olduğunu düşünüyor.

Bu yaklaşım Trump’ı yeniden Beyaz Saray’a taşıyan dinamiklerden biriydi; ancak Trump zamanla bu çizgiden uzaklaştı. Haziran 2025’te ABD ordusunu İsrail’in savaşına dâhil etme kararı, MAGA hareketi içinde ciddi bir yarılma riski doğurdu ve sağ popülist tabanda güçlü itirazlara yol açtı.

Bölgesel denge, İran’ın hesapları ve müzakerenin kırılganlığı

Trump’ın askeri güç gösterisinin teatral boyutundan etkilendiği açık. Haziran ayında İran’ın nükleer tesislerine yönelik saldırılar ya da Ocak ayında Venezuela lideri Nicolas Maduro’nun kaçırılması gibi sınırlı ama sansasyonel operasyonlar, uzun süreli bir işgale girmeden güçlü görünme imkanı sağlıyor.

Irak ve Afganistan’daki işgallerin yarattığı maliyetli bataklığa düşmeden “kararlı lider” imajı sunuyor. Ancak İran, Venezuela değil; havadan baskıyla kolayca sindirilebilecek bir hedef de değil. Gerçek bir rejim değişikliği, Amerikan kara unsurlarını ve kaotik bir geçiş sürecinin sorumluluğunu gerektirir ki Trump’ın bundan özellikle kaçındığı görülüyor.

Şimdiye kadar bölgesel aktörler Trump’ın daha sert reflekslerini dizginlemede rol oynadı.

Suudi Arabistan, Türkiye ve Katar gibi başkanın temas kurduğu ve önem verdiği ülkeler, ABD-İran savaşının tüm bölgeyi ateşe atacağından endişe ediyor. Ocak ayındaki sessiz diplomasi trafiği, Körfez güvenliği, enerji piyasaları, ticaret yolları ve kırılgan iç reform süreçlerinin tehlikeye gireceğini hatırlatarak Beyaz Saray üzerinde frenleyici bir etki yarattı.

Bu ülkeler İran'ı, topyekün bir bölgesel yangından daha tercih edilir görüyor.

Tahran cephesinde ise son iki buçuk yılın deneyimi önemli dersler barındırıyor. İsrail ve ABD ile yaşanan gerilimlerde temkinli davranma çabası, rakipler tarafından zafiyet olarak yorumlandı ve baskıyı artırdı. İranlı liderler artık caydırıcılığın kararlı, hatta önleyici güç kullanımıyla sağlanabileceğini açıkça dile getiriyor.

ABD’nin yeni bir saldırı gerçekleştirmesi hâlinde, İran’ın önceki turlara kıyasla daha sert ve doğrudan bir karşılık vermesi muhtemel. Bu karşılık, Amerikan askeri varlıklarını ve hatta Körfez genelindeki enerji ve ekonomik altyapıyı hedef alabilir. Dini lider Ali Hamaney’in “bölgesel savaş” uyarısı, çatışmayı uluslararasılaştırarak daha geniş bir aktör grubunu devreye sokma stratejisine işaret ediyor.

Bütün bu hesaplar, İran rejimi üzerindeki çok boyutlu baskıların arttığı bir zeminde yapılıyor. Yaptırımlar her zamankinden daha ağır hissediliyor; başkent Tahran ciddi bir su kriziyle karşı karşıya; iç huzursuzluk rejim için varoluşsal bir tehdit hâline gelmiş durumda ve sert bir bastırma süreci yaşanıyor. İsrail’in ve muhtemelen ABD’nin örtülü faaliyetlerle bu kaotik ortamı beslediğine dair güçlü kanaatler var.

Rejimi aynı anda pek çok cephede zorlayarak çöküş noktasına sürüklemek. Ancak İran gibi 93 milyon nüfuslu, Irak’ın iki katı büyüklüğünde bir ülkede yaşanacak bir çöküş, yalnızca İsrail’in tercih edebileceği bir tablo olabilir. Bölge için ise büyük ölçekli iç şiddet, ekonomik çöküş, kitlesel göç ve küresel enerji arzında ciddi kesintiler anlamına gelir.

Peki müzakereler nereye evriliyor?

Masada da çatışma dinamiklerini besleyen aynı güçler etkili. Şahinler, herhangi bir anlaşmanın yalnızca nükleer programı değil, balistik füze kapasitesini ve İran’ın bölgesel ittifak ağını da kapsamasını istiyor.

Bu taleplerin Tahran tarafından kabul edilmesinin neredeyse imkansız olduğunu biliyorlar ve zaten amaç da bu. Füze kapasitesinden vazgeçmek, İran’ın temel savunma aracını kaybetmesi anlamına gelir ki Haziran’daki İsrail gerilimi bu kapasitenin önemini açıkça göstermişti. İsrail de bu kabiliyetin tamamen tasfiye edilmesinde ısrarcı.

Bu maksimalist gündem, son tur görüşmelerin başarı şansını azaltıyor. İran’ın derinleşen çoklu kriz ortamı da rakiplerini, baskıyı hafifletecek bir uzlaşıya gitmek yerine, rejimin dayanıklılığını yeni bir sınırlı askeri operasyonla test etmeye teşvik ediyor. Geçmişte nükleer müzakerelerin, İsrail’in hava saldırıları için bir perde olarak kullanıldığı iddiaları da hafızalarda.

Yine de savaş kaçınılmaz değil.

Trump’ın içgüdüleri ideolojik olmaktan çok işlemsel. Uzun süreli işgaller değil, zafer olarak pazarlayabileceği anlaşmalar istiyor. Arap ve Müslüman ortakları da bunun farkında ve İran’a onurunu koruyarak bazı sınırlamaları kabul ettirecek, Trump’a ise başarı görüntüsü sunacak bir formül arayışını sürdürüyor. Umman’daki diplomasi, hala böyle bir sürpriz üretme potansiyeline sahip.

Önümüzdeki haftalar ve belki aylar, hangi dinamiğin ağır basacağını gösterecek.

İran’ın zayıfladığını düşünüp son darbeyi vurmak isteyen şahinlerin çekim gücü mü, yoksa yeni bir Orta Doğu bataklığının siyasi maliyetinden çekinen bir başkanın temkinli yaklaşımı mı galip gelecek? sorusu yanıt bulacak.

Washington ve Tahran’ın, tek bir yanlış hesaplamanın kapıyı kapatmasından önce bu hattı bulup bulamayacağı, bu tehlikeli dönemin temel sorusu olmaya devam ediyor.

Kaynak:

The National Interest

GDH uygulamasını indir,

gelişmelerden anında haberdar ol!

etiketler

ABDİranSavaşİsrailTrumpNetanyahuTürkiyeSuudi ArabistanHameny

İLGİLİ HABERLER

The Conversation: Dünyada yeni bir emperyal çağ mı başlıyor?

The Conversation: Dünyada yeni bir emperyal çağ mı başlıyor?

The Hill: Asya'daki “güç oyunu” nasıl şekillenecek?

The Hill: Asya'daki “güç oyunu” nasıl şekillenecek?

Rusya’dan ABD’nin Ermenistan hamlesine sert tepki

Rusya’dan ABD’nin Ermenistan hamlesine sert tepki

İran'dan ABD'ye müzakereler ile ilgili kritik mesaj

İran'dan ABD'ye müzakereler ile ilgili kritik mesaj

ABD'nin finansmanı kestiği BM iflasın eşiğine geldi

ABD'nin finansmanı kestiği BM iflasın eşiğine geldi

Nijer'de üst düzey generalden Fransa ile savaşa hazırlık çağrısı geldi

Nijer'de üst düzey generalden Fransa ile savaşa hazırlık çağrısı geldi

ÖNE ÇIKAN KÖŞE YAZISI

Yazar
Yasin Tekşen
[email protected]

Aşk tesadüfleri sever

DİĞER HABERLER

Middle East Monitor: “İsrail istisnacılığı” küresel düzeni nasıl yok etti?

Middle East Monitor: “İsrail istisnacılığı” küresel düzeni nasıl yok etti?

The New Arab: “ABD-İran dizisinin yeni bölümünde” neler olacak?

The New Arab: “ABD-İran dizisinin yeni bölümünde” neler olacak?

The Guardian: İsrail'in Batı Şeria'da işgal adımları ve tepkiler

The Guardian: İsrail'in Batı Şeria'da işgal adımları ve tepkiler

The European Conservative: Yeni küresel düzende Avrupa hayatta kalabilecek mi?

The European Conservative: Yeni küresel düzende Avrupa hayatta kalabilecek mi?

Middle East Eye: Türkiye ve Suudi Arabistan ortaklığının potansiyeli

Middle East Eye: Türkiye ve Suudi Arabistan ortaklığının potansiyeli

Politico: Avrupa’nın bağımsızlık arayışı dönüm noktasında

Politico: Avrupa’nın bağımsızlık arayışı dönüm noktasında

National Security Journal: Trump'ın İran politikası fiyasko mu olacak?

National Security Journal: Trump'ın İran politikası fiyasko mu olacak?

The Wall Street Journal: Yeni dünya düzeni ve orta güçlerin rolü

The Wall Street Journal: Yeni dünya düzeni ve orta güçlerin rolü

Arab News: Ankara ve Riyad hattında yeni dönem ve beklentiler

Arab News: Ankara ve Riyad hattında yeni dönem ve beklentiler

Brussels Signal: Yeni dünya düzeninin önündeki 4 senaryo ne?

Brussels Signal: Yeni dünya düzeninin önündeki 4 senaryo ne?

Download GDH App
Download GDH App
Loading Spinner